Gece uzadıkça sessizlik büyümüyor aslında; insanın içindeki sesler daha yüksek konuşmaya başlıyor. Ben bunu geç öğrendim. Dışarıdan bakınca her şey yerli yerindeydi. Hayatıma devam ediyor, insanlarla konuşuyor, yapılması gerekenleri yapmaya devam ediyordum. . Ama içimde sürekli birbirine dolaşmış ipler vardı. Hangisini çeksem diğeri daha sıkı düğümleniyordu.
“Bitti.” diyordu bir ses. “Artık ne yaparsan yap eskisi gibi olmayacak.”
Hemen ardından başka bir ses çıkıyordu. “Biraz daha dayan. Belki yarın.”
O yarınlar aylar sürdü.
İnsan bazen başına gelenlerden değil, kafasının içinde durmadan kurduğu ihtimallerden yoruluyor. Ben de yorulmuştum. En kötüsünü yaşamamıştım belki ama en kötüsünü her gün tekrar tekrar düşünüyordum. Kaybedeceklerimi hesaplamaktan elimdekileri göremez olmuştum. Aynaya baktığımda yüzümden çok gözlerimdeki yabancıyı görüyordum.
Kimseye anlatamadım. Çünkü bazı cümleler ağızdan çıkınca küçülmüyor, aksine daha gerçek oluyor. Ben gerçek olmasınlar diye sustum.
Sonra bir gün fark ettim. Aslında kaçtığım şey yaşadığım sıkıntı değildi. Onun hiç bitmeyeceğine olan inancıydı. Kendime verdiğim en büyük zarar, içinde bulunduğum günü sonsuza kadar sürecek sanmaktı.
O düşünce ilk kez içimde küçük bir boşluk açtı. Uzun zamandır sıkıca yumruk yaptığım ellerimi fark ettim. Yavaşça gevşettim. Derin bir nefes aldım. Dünyanın değiştiği falan yoktu. Sokak aynı sokaktı. Gökyüzü aynı renkti. Değişen sadece, ilk defa yükün tamamını tek başıma taşımak zorunda olmadığımı kabul etmemdi.
Hayat bazen çözümü büyük mucizelerde saklamıyor. Bazen insanın omzuna dokunan samimi bir el, bazen içten söylenmiş tek bir cümle, bazen de sabah perdeyi açıp içeri giren gün ışığı yetiyor. Ben bunu anlayınca içimdeki düğümler bir anda çözülmedi. Ama her gün biri gevşedi. Sonra bir diğeri… En sonunda yıllardır birbirine dolanmış bütün düşünceler, sanki doğru ipi bulmuşum gibi usulca ayrıldı.
O gün kendime ilk kez şunu söyledim:
“Geçmeyecek sandığın her şey, bugüne kadar bir şekilde geçti.”
Bu cümle bana kimsenin veremeyeceği kadar büyük bir güç verdi. Çünkü geçmişime dönüp baktığımda, beni yıkan sandığım her olayın ardından yine yürümeyi öğrendiğimi gördüm. Demek ki mesele düşmemek değilmiş; düştüğün yerden kalkabileceğine yeniden inanabilmekmiş.
Şimdi hala kusursuz bir hayatım yok. Çözemediğim meseleler de var, korkularım da. Ama artık onlar beni yönetmiyor. Çünkü umudun, her şey yolundayken hissedilen bir duygu olmadığını öğrendim. Umut, tam da hiçbir yol görünmüyorken bir adım daha atabilme cesaretiymiş.
Bazen geceleri yine düşünüyorum. Fakat artık düşüncelerim birbirinin boğazına sarılmıyor. Sessizce yanıma oturuyorlar. Ben de onlara bakıp gülümsüyorum. Çünkü biliyorum; insanın içindeki en karanlık gece bile, güneşin doğmasını engelleyemiyor. Ve bazı sabahlar, sadece hava değil, insanın içi de aydınlanıyor.
















