Hayat, henüz ilk kelimesini yazdığımız bir cümle gibidir. Özne olarak başlarız yolculuğumuza. Zaman ilerledikçe cümlenin diğer öğeleri de yerini alır. Kimi zaman karşımıza çıkan insanlar, kimi zaman yaşadığımız kayıplar, kimi zaman da hiç beklemediğimiz mücadeleler hayat cümlemize yeni anlamlar kazandırır. Ancak bu cümlenin yüklemi değişmez: Ölümdür. Ne zaman geleceğini ise yalnızca zaman bilir.
Öyleyse henüz son noktası konulmamış bir cümle için neden erken hüküm verelim?
Ben, Ramazan Öner. 19 Mayıs 1986 tarihinde dünyaya geldiğimde yaşamamın bile mümkün olmayacağı söylenmişti. Hakkımda kurulan ilk cümle oldukça ağırdı: “Bu çocuk yaşamaz.” Ancak hayat, başkalarının benim adıma koyduğu noktayı kabul etmedi. On iki yaşımda lösemiyle tanıştım. Çocukluğumun sokaklarında patlak tekerlekli bisikletimle dolaşırken bir anda kendimi hastane odalarında, kemoterapi tedavilerinin ve uzun bekleyişlerin arasında buldum.
Saçlarımı kaybettim, çocukluğumun bir bölümünü hastane koridorlarında bıraktım. Fakat kaybetmediğim bir şey vardı: Yaşama isteğim. Hastalığı yenmek için kendime sekiz maddelik bir mücadele listesi hazırladım. Şiir yazdım, resim yaptım, hayaller kurdum. Henüz küçücük bir çocukken hayatımın kontrolünü yeniden elime almaya çalıştım.
Yıllar sonra anladım ki insanın hayatındaki en büyük kayıp, sahip olduklarını yitirmesi değildir. Asıl kayıp, kendi hayatında özne olduğunu unutmasıdır.
Hayatımın ilerleyen dönemlerinde büyük bir şehre taşındım. Yeni bir hayat kurmak, yazarlık hayalimi gerçekleştirmek ve aileme daha iyi imkânlar sunmak istedim. Ancak güvenin istismar edildiği bir ticari süreçte evimi, işimi ve ekonomik gücümü kaybettim. Hakkımı aradığım hukuk mücadelesinde de ilk aşamada yenilgi yaşadım. Sonunda üst mahkemede haklılığımı ortaya koydum. Fakat kaybettiğim yılları ve yaşadığım kırgınlıkları geri getirmek mümkün değildi.
O günlerde bir kez daha anladım: Bazen insanın yeniden doğabilmesi için ateşe ihtiyacı yoktur. Bir aile sıcaklığı, bir umut kırıntısı ve yeniden başlama iradesi yeterlidir.
İşte Bir Cümle, Bir Hayat tam olarak bu düşüncenin eseridir.
Hayatımızı bir cümle olarak düşünürsek özne biziz. Yüklem ise hayatın kaçınılmaz sonudur. Özne ile yüklem arasında kalan bütün öğelerde ise seçimlerimizin, davranışlarımızın ve mücadelemizin payı vardır. Elbette her şeyi kontrol edemeyiz. Nerede doğacağımızı, hangi zorluklarla karşılaşacağımızı veya kimlerin hayatımıza gireceğini belirleyemeyiz. Ancak bütün bunlar karşısında nasıl bir duruş sergileyeceğimize karar verebiliriz.
Başkalarının hayatında bir karakter olabiliriz ama kendi hayatımızda başrolü başkasına vermemeliyiz. Başkalarının cümlelerinde özne olmaya çalışırken kendi cümlemizi kaybetmemeliyiz.
Unutmayalım, her kayıp bir son değildir. Bazen kaybetmek kazanmanın arifesidir. Bazen en büyük hatalar, yüzlerce ansiklopediden daha fazla şey öğretir. Bazen de hayatın en karanlık dönemleri, insanın kendisini yeniden keşfetmesine vesile olur.
Hayat cümlesinde virgüller vardır. Duraklamalar, ayrılıklar, başarısızlıklar ve yeniden başlangıçlar… Fakat virgülün olduğu yerde devam etme ihtimali de vardır.
Çünkü hayat bir cümle kadardır. O cümlenin öznesi sensin. Hayat senin hikâyen…
Yüklem gelene kadar kendi cümleni kurmaya devam et.
















