Bilgisizlik insanın ayıbı değildir; çünkü insan bilmeden doğar. Asıl ayıp, öğrenme imkânı olduğu hâlde öğrenmemekte, araştırmak yerine ezbere sarılmaktadır. Fakat günümüzde öyle bir hâl aldı ki bazı insanlar cehaleti bir eksiklik olarak değil, adeta bir övünç kaynağı olarak göstermeye başladı. İşte buna “cahillik edebiyatı” denir.
Cahillik edebiyatı, bilmediğini kabul etmek yerine bilmediğiyle övünmektir. Kitap okumamayı marifet saymak, araştıranı küçümsemek, bilgiye sırt çevirip kulaktan dolma sözlerle hüküm vermektir. Böyle insanlar çoğu zaman hakikati aramazlar; haklı görünmenin peşine düşerler.
Ne acıdır ki cahillik bazen yüksek sesle konuşur. Bilgi sessizce düşünürken, cehalet bağırarak kendini haklı çıkarmaya çalışır. Çünkü bilgi sorgular, cehalet ise sorgulanmaktan korkar. Bilgi öğrenmeye açtır, cehalet ise bildiğini sanmanın karanlığında yaşar.
Cahillik, yalnızca okumamakla ortaya çıkmaz. Bazen yıllarca okul sıralarında oturmuş insanlar da cehaletin pençesine düşebilir. Çünkü bilgi, sadece öğrenilen sözlerde değil; anlaşılan, sorgulanan ve hayata geçirilen hakikatlerde saklıdır. Nice insanlar vardır ki bir ömür kitap taşır ama bir satırın manasını yüreğine indiremez. Nice insanlar da vardır ki az bilir fakat bildiğinin kıymetini bilir.
Oysa insanı yücelten sahip olduğu makamlar, servetler veya unvanlar değildir. İnsanı yücelten şey, öğrenme arzusu ve hakikate duyduğu saygıdır. Bir insanın diploması olmayabilir, fakat okumaya, anlamaya ve kendini geliştirmeye çalışıyorsa o kişi cahil değildir. Asıl cahillik, öğrenmeye kapıları kapatıp her şeyi bildiğini sanmaktır.
Cahillik edebiyatı yapanlar çoğu zaman eleştiriye kapalıdır. Kendilerini aynada görmek istemezler. Yanlışlarını söyleyenleri düşman, doğrularını alkışlayanları dost sanırlar. Oysa gerçek dost, insanın eksiklerini gösterendir. Çünkü yara gizlenirse büyür, gösterilirse tedavi edilir.
Bugün dünyanın birçok sıkıntısının temelinde bilgisizlikten çok kibir vardır. İnsan bilmediğini kabul ettiğinde öğrenebilir; fakat her şeyi bildiğini sanıyorsa artık ona hiçbir hakikat ulaşamaz. İşte cehaletin en tehlikeli yanı budur. Bilmemek değil, bilmediğini inkâr etmektir.
Bugün toplumların önündeki en büyük engellerden biri bilgisizlik değil, bilgisizliğin bilgi gibi sunulmasıdır. Çünkü cehalet kendini bilgi kılığına soktuğunda insanlar doğru ile yanlışı ayırt etmekte zorlanır. İşte bu yüzden cahillik edebiyatı yalnızca kişinin kendisine değil, çevresine de zarar verir.
Bir toplumda cahillik alkışlanmaya başlarsa, ilim köşesine çekilir. Düşünce susar, dedikodu konuşur. Emek değer kaybeder, gösteriş değer kazanır. Böyle zamanlarda hakikati savunmak zorlaşır; fakat daha da kıymetli hâle gelir.
Bu yüzden insan önce kendisiyle mücadele etmelidir. Başkalarının cehaletini konuşmadan önce kendi eksiklerini görmelidir. Çünkü en büyük zafer, başkalarını yenmek değil; nefsindeki karanlığı aydınlatabilmektir.
Unutulmamalıdır ki karanlığa kızmak yerine bir mum yakmak gerekir. İnsan eksiklerini kabul ettiği gün gelişmeye başlar. Bilmediğini söylemek küçüklük değil, olgunluktur. Çünkü öğrenmenin ilk şartı, bilmediğini bilmektir.
Cahillik geçici bir durumdur; öğrenmek isteyen için sonu vardır. Fakat cahillik edebiyatı, insanın kendi elleriyle ördüğü bir duvardır. O duvar yıkılmadıkça ne hakikat görünür ne de aydınlık içeri girer. İnsan ancak o duvarı yıktığında gerçeği görebilir, kendini tanıyabilir ve insan olmanın gerçek anlamına ulaşabilir.
















