“Sen değişirsen, dünya değişir.” diyor filozofun biri. Ben de değişmeye çalışıyorum. Bizler insan olarak her gün o kadar çok duyguya girip çıkıyoruz ki bazen kendimiz bile farkına varamıyoruz hislerimizin. Dünyamız değişir mi bilinmez. Ama dünyanın değişmesi bizimle ilgiliyse o zaman önce kendimize, özümüze, duygularımıza, düşüncelerimize bakmalıyız.
Hayatta var olan her şeyi kendi duygu durumumuz ve düşünce dünyamız yani inançlarımız ile hayatımıza çektiğimizi söyleyen bir kitap okudum geçenlerde. Bir yerde hak vermedim dersem yalan olur. Bizler hep yaşamayı istemeyip ama en tanıdık gelen duyguları ve durumları çekiyoruz zannedersem hayatımıza.
Sanırım işin özü kendini kabul ve kendine karşı sevgiden geçiyor. Ben son zamanlarda kendimde şunu başarmaya çalışıyorum: kendimi olduğum gibi sevmeliyim, hayatımın olduğu gibi kabul etmeliyim. Güzel şeylerin hayatıma girmesi için mücadeleyi bırakmak değil tabii ki ama ruhumun bu kabulleniş ile daha fazla huzur bulacağını, kendime eziyet etmeyi bırakacağımı umuyorum. Eksiklerini, yanlışlarımla, artılarım ve eksilerimle bu hayatı sevmeye karar verdim. Çünkü bütün durumlarda elimden gelen tüm mücadeleyi verdiğimi düşünüyorum.
Bazen hayatta elde edemediğimiz şeylerin olmamasının bir sebebi olduğunu kabul etmek de bir iyileşme adımıdır. Hayatın her anında her türlü şeyi halledemeyebiliyor insan. Böyle durumlarda “Elimden geleni yaptım ama bu kadarı oldu.” diyebilmeli insan. Bazen üzerine gitmenin bir anlamı yoktur. Çünkü o işin ömrü bu kadardır belki de…
Geçenlerde Yüksek lisans tezini tamamlayamadığım ve kendimi başarısız hissettiğim bir zamanda şunu fark ettim. Aslında ben üzgün değilim. Başarısız hiç değilim. Hayatın içinde birçok şeyi oldukça başarılı bir şekilde tamamlamışım. Birçok zorluğun üstesinden tek başıma gelmeye çalışıyorum. Çoğunluk başarılı olduğumu söyleyebilirim. Demek ki bu bir başarısızlık göstergesi değil. Doğru bir zamanda değilmişim ve ruhum çok yorgunmuş. Odaklanma problemin yaşıyormuş ve üretmekte zorlanıyormuşum. Zamanı gelince eğer hala çok istediğime inanırsam sürece yeniden başlarım. Bunu yapamadığım için başarısız sayılmam. Ve her yüksek lisans yapanın da başarılı olduğunu kabul edemem. Etmemeliyim.
Başarı dediğimiz kavram oldukça göreceli bir ifade. Bir insanın sadece huzur içinde yaşaması bile büyük bir başarı göstergesiyken benim bir tez sürecini yönetememiş olmam başarısızlık sayılmaz.
Hayatta kalmak bir başarıdır mesela. Bir göçmen kuşun yer değiştirmesi ve başka bir mevsim yeniden aynı hevesle o istediği iklime uçabilmesi bir başarıdır. Bir kız çocuğunun düştüğünde kanayan dizine tampon yapıp pansuman yapması bir başarıdır. Yalnız hisseden bir insanın bu duygudan çıkmak için kendini iyileştirme çabası bir başarıdır. Borcunu ödemek için elinden gelen gayreti gösteren birinin bu çabası bir başarıdır. Diyet yapan bir bireyin en sevdiği yemeği yememesi bir başarıdır. Küçük bir çocuğun alfabenin ilk harfini öğrenmesi bir başarıdır. Sevdiği biri için kendinde kötü olduğunu fark ettiği davranışı olumlu anlamda dönüştüren bir bireyin yaptığı büyük bir başarıdır. Daha önce çocuklarının başını okşamamış bir babanın çocuğunun başını okşamaya başlaması bir başarıdır. Daha milyonlarca şey sayabilirim başarı örneği olarak. Sonsuz cümle kurulabilir bu konuda. Ama bence bunlar durumu somutlaştırmak için şimdilik yeterli.
Çevremde gerçekten mutlu olan insanların ruh hallerini gözlemlediğimde gördüğüm şey şu: Boş vermeyi başarmış, hayata daha fazla umutla bakan, ruha iyi gelecek aktiviteler peşinde olan kişiler olduklarıydı.
Hayatın içindeki zorlukları kendimize mesken yapamayız. Yapmamalıyız. Hayat güzellikleri sunduğunda onu tüm benliğimizle kucaklamalıyız. En büyük öncelik kendimiz olmalıyız. Biz varsak her şey var, dünya var. Varlığımız bizim en kıymetli hazinemiz. Ona en iyi şekilde bakmak ise boynumuzun borcu. Dünya bizimle başlayacak. Bir yoksak bir başlangıç yok. Herhangi bir umut yok. Ama biz varsak her şey var. Her şey bizim. Hayat bizim, hava bizim, şu bizim. Öyleyse neden bir çiçek yetiştirmeyelim? Neden bu bahçenin bir bahçıvanı olmayalım?
Biz bunu yapabiliriz. Çünkü su, toprak, tohum, güneş hepsi bizim içimizde. Eğer istersek çok güzel bir bahçe kurabiliriz ve harika birer bahçıvan olabiliriz. Hem de kendi hayat bahçemizin bahçıvanı. En güzeli yani. Bahçıvanların en iyisi en güzeli, tabiri caizse bahçıvanların kralı ve kraliçesi olabiliriz.
Hayat bahçesinde hava durumu biraz fırtınalı, bahçeyi sel vurma riski de var. Ama gerçekten istersek bu bahçeyi en güzel şekilde kurabiliriz. Bu bahçenin peyzajı da bizde mimarisi de bizde. İçimizde. En güzel bahçeleri gönlümüzle artıracağız. Sevgiyle ve huzurla, Babil’in asma bahçeleri kadar güzel devasa ve etkileyici bir bahçelerimiz olacak. Olmalı…
İnanıyorum ki kendimize olan gerçek sevgimiz bize kocaman bir bahçe kurduracak. Ve biz bu bahçenin açan en güzel çiçeği olacağız…



















