Bir adam vardı. Elleri çenesinde, maziye dalmış, sanki uyanıkken rüya görüyordu. Bu nasıl bir rüyaydı? Kapattı gözlerini. Merak etti filmin sonunu.
Uzaklarda bir ev ilişti yaşlı gözlerine. Ocağından da duman tütmüyordu ve kapı sonuna kadar aralık. Merdivenin sol tarafına denk gelen duvarda bir papatya filizlenmişti. Çatıdan toprağa düşen yağmur taneleri misk gibi bir koku yayıyordu. Balkon korkulukları çürümeye yüz tutmuş. Bilirsiniz, o mavi leğen hâlâ aynı küflü çivide asılı. Ensemde hissettiğim şaplağı ne kadar canı çekti, bir kendisi, bir de Allah bilirdi.
Koşar adım yürüdü o eve. Yıllara meydan okuyan merdivenden ikişer ikişer çıktı. Aralık kapıdan daldı içeri. Ahşaptan bölme odaları tek tek ve aheste aheste dolaştı. Sonra küçük bedenin yıllarca nefes aldığı odanın kapısını korkarak açtı. Kuzine soba hoş geldin der gibi baktı. O da nasılsın dercesine bir bakış attı. Yatağı hâlâ pencere kenarında duruyor, bahçedeki ceviz ağacında cirit atan sincapları izliyordu. Yağmurlu bir günde cama çizmiş olduğu kalp hâlâ üzerindeydi. Yanı başına bir tane daha çizdi. Ağlamamak için direndi, ne var ki sağanak hâlinde akın eden yaşlara engel olamadı.
Bir el dokundu omzuna. Arkasını döndü, kimseler yoktu. Çocukluğuyla uzun uzun sohbet etti. Arkadaşlarını, kardeşlerini sordu. O durdukça sustu çocukluğu. Baktı ki ses yok, çıktı koridora. En sondaki odaya yürüdü. Her sabah yufka ekmek banarak tereyağlı yumurta yediği tava hâlâ oradaydı. Ortalık oldukça dağınık gözüküyordu. Biri mutfağı temizlese olmaz mı demeye cesaret edemedi. Yıllarca ibadete yardım eden bakır ibrik ve leğene bir bakış attı. Zannımca ibrik ve leğene karşı bir planı vardı. İkisini de aldı, koridora koydu.
Birkaç adım sonra yeni bir kapı ardına kadar aralıktı. Ocak tütmüyordu. Gözleri annesini aradı. Yalnızlıktan örümcek ağı tutmuş sedire elini uzattı. Belli ki görmeyeli uzun zaman olmuştu. Öpülecek el uzanmış, rüyanın en tatlı yeri kursağında kalmıştı.
Ocağından da duman tütmüyordu ve kapı sonuna kadar hâlâ aralık. Kalktı yerinden. Yüzüne buz gibi suyla sert bir şamar attı. Aynaya baktı. “Anne,” dedi sessizce. Sonrası pişmanlık ve gözyaşı. Bindi arabasına. Bastı gaza. Bayram arifesinde yetişti bir kabalığa. Fatihalar, Yasinler… Eğdi başını, dokundu soğuk mermere.
Adımladı ana baba ocağına. İkişer ikişer çıktı merdivenden. Önce mavi leğene baktı. Sonra duvardaki papatyayı kokladı. Girdi içeri. Kapıyı aralık bıraktı. Ocağa bir çakmak çaktı. “Anne,” dedi. Kapı hâlâ aralık, ocak mı onu yaktım? Bacadan duman tütüyor, sense gözümde tütüyorsun.


















