Bazı geceler vardır, insanın içine sızar. Takvimde bir gün değildir sadece; kalbin bir köşesine yerleşir, yıllar geçse de silinmez. İşte Hıdırellez de böyle bir gecedir. Toprağın uyanışıyla birlikte insanın içindeki umudun da filizlendiği, dileklerin ateşle, suyla ve inançla harmanlandığı o eski, o tanıdık gece.
Anlatılır ki, Hızır ile İlyas’ın yeryüzünde buluştuğu gündür Hıdırellez. Biri karada, biri suda. Biri bereketi, biri yaşamı temsil eder. Belki de bu yüzden o gece, insan hem toprağa hem hayata daha sıkı tutunmak ister. Çünkü bilir ki, doğa uyanıyorsa umut da uyanır.
Çocukluğumuzda ateş yakılırdı. Üzerinden atlamak cesaret isterdi ama aslında o ateşten atlayan biz değil, korkularımızdı. Dertlerimizi, sıkıntılarımızı, içimize attığımız ne varsa o alevlere bırakırdık. Sanki ateş hepsini alır, kül ederdi. Şimdi düşünüyorum da… Belki de en çok o zaman inanıyorduk iyileşmeye.
Bir de dilekler vardı. Küçük kağıtlara yazılan, bazen çizilen. Ev isteyen ev çizerdi, kalp isteyen kalp. Gül ağacının altına bırakılırdı o dilekler. Çünkü gül, umudun en zarif haliydi. Sessizce beklerdik sabahı. Sanki gece boyunca bir mucize olacak, sabah uyandığımızda hayat bambaşka bir yerden başlayacaktı.
Oysa büyüdük.
Artık dileklerimizi kağıda değil, içimize yazıyoruz. Ateşlerden atlamıyoruz belki ama içimizde yananları susturmaya çalışıyoruz. Yine de Hıdırellez geldiğinde bir şey kıpırdıyor insanın içinde. Unuttuğunu sandığı o çocuk, bir yerlerden ses veriyor.
“Bir dilek tut,” diyor.
Çünkü insan, ne kadar büyürse büyüsün, umut etmeyi bırakamıyor.
Belki de Hıdırellez’in en büyük sırrı burada saklı. Bu gece bize şunu hatırlatıyor: Hayat ne kadar ağır olursa olsun, içimizde bir yer hâlâ hafif kalabilir. Ne kadar yorulursak yorulalım, yeniden başlamanın bir yolu vardır. Ve bazen bir dilek, bir ateş, bir gece yeter buna.
Kim bilir…
Belki de en çok ihtiyacımız olan şey, bir gül ağacının altına bırakacak kadar saf bir umut.
Çünkü insan, her şeye rağmen yeniden inanabilen bir varlık. Kırılmış olsa da, eksilmiş olsa da, hayal kırıklıklarıyla yorulmuş olsa da, içinde hep küçük bir ışık kalır. Hıdırellez, işte o ışığı hatırlatan bir gecedir. Unuttuğumuz masumiyeti, ertelediğimiz hayalleri, “artık olmaz” dediğimiz ne varsa yeniden önümüze koyar.
Belki o gece dilekler gerçekten gerçekleşmez. Belki hiçbir mucize sabaha karşı kapımızı çalmaz. Ama değişen bir şey olur: İnsan, yeniden istemeye cesaret eder. Yeniden hayal kurar. Yeniden “belki” der.
Ve bazen bir “belki”, koca bir hayatı değiştirmeye yeter.
Bu yüzden Hıdırellez sadece bir gelenek değildir. Bir hatırlayıştır. İçimizde hâlâ yaşayan o inanan, bekleyen, umut eden yanımızı yeniden bulma çabasıdır. Belki ateşler eskisi kadar yüksek yanmaz, belki dilekler kağıtlara yazılmaz artık. Ama kalpten geçen her iyi niyet, her temiz istek hâlâ bir yolunu bulur.
Yeter ki insan, içindeki o gül ağacını kurutmasın. Yeter ki umut etmeyi bırakmasın. Çünkü bazı geceler gerçekten özeldir ve bazı umutlar, en karanlık gecelerde filizlenir.
Bu gece okunacak çok fazla dua var ama benim içime sinen güzel bir Hıdırellez duası ile son verelim o zaman,
HIDIRELLEZ DUASI
“Sadece Allah’tan isterim.
Eğer rızkımız semada ise onu indir.
Eğer yerde ise onu çıkar.
Uzakta ise yakınlaştır.
Yakın ise kolaylaştır.
Az ise çoğalt.
Çok ise bereketlendir.
Evimize, gelirimize, sağlığımıza, ilişkimize Hızır’ın elinin değmesini nasip et.”
Rabbim hepimizin dualarını kabul etsin, sevgiler.


















