Bazı kelimeler vardır; çok kullanıldıkları için anlamlarını yavaş yavaş kaybederler. Sevgi deriz, dostluk deriz, sadakat deriz, umut deriz… Söyleriz de, çoğu zaman üzerinde durmayız. Kelime ağızdan çıkar, havada kısa bir süre asılı kalır, sonra gündelik konuşmaların arasında eriyip gider. Oysa her kelimenin bir ağırlığı vardır. Taşıdığı anlam kadar, insandan beklediği bir sorumluluk da vardır.
Bir insanın söylediği sözler, bazen yaptığı şeylerden daha kalıcı olur. Çünkü davranış unutulabilir; fakat bir cümle, yıllar boyunca zihinde yaşamaya devam eder. Çocukken duyduğumuz bir övgü ya da bir kırıcı söz, içimizde uzun süre yankılanır. Demek ki kelimeler yalnızca ses değildir. Onlar, insan ruhuna bırakılan ince izlerdir.
Bugünlerde söz çok, anlam az. İnsanlar birbirlerine sık sık büyük kelimeler söylüyor; ama o kelimelerin gereğini yerine getirmekte zorlanıyor. “Yanındayım” demek kolay, gerçekten yanında olmak zordur. “Seni anlıyorum” demek kolay, anlamak için sabır göstermek zordur. “Unutmayacağım” demek kolay, hatırlamak emek ister.
Belki de kelimeler bu yüzden yoruluyor. Sürekli söyleniyor, fakat yeterince yaşanmıyorlar. Anlamını taşımayan bir söz, zamanla içini kaybeder. Tıpkı çok kullanılan bir yolun aşınması gibi, düşünmeden söylenen kelimeler de yıpranır.
Oysa az söylenen, ama içten gelen bir cümle bazen uzun konuşmalardan daha etkilidir. Yerinde söylenmiş sade bir söz, insanın kalbinde derin bir karşılık bulabilir. Çünkü sözün gücü, gösterişinde değil; samimiyetindedir.
İnsan konuşmadan önce kelimelerine biraz daha dikkat etmelidir. Her cümlenin bir iz bırakabileceğini, her sözün bir kalbe dokunabileceğini unutmamalıdır. Çünkü bazı kelimeler yalnızca anlatmaz; onarır, güçlendirir, yol gösterir.
Ve belki de insanın en büyük sorumluluğu, kullandığı kelimeleri yormamaktır. Onları rastgele harcamak yerine, anlamlarını koruyarak söylemektir. Çünkü doğru zamanda, doğru bir kelime, bazen uzun bir sessizlikten daha fazla şey anlatır.

















