İnsan en çok beklerken yorulur. Yapacak bir şeyin olmadığı, sadece zamanın akmasını izlediği o anlar…
Belirsizlikle geçen her dakika, insanın içindeki sabrı biraz daha zorlar.
Beklemek dışarıdan bakıldığında basit görünür. Ama içinde taşıdığı duygu, çoğu zaman ağırdır. Çünkü beklemek, kontrol edemediğin bir sürecin içinde kalmaktır. Ne hızlandırabilirsin ne de durdurabilirsin. İnsan bazen bir haber bekler bazen bir insanı bazen de hayatının değişmesini… Ama beklemek sadece bir şeyin gelmesini istemek değildir. Beklemek, aynı zamanda o gelmeyen şeyle yaşamayı öğrenmektir.
Sabır işte tam burada devreye girer. Sabır, sadece dayanmak değildir. Sabır, beklerken umudu kaybetmemektir. Belirsizliğe rağmen kalbini karanlığa teslim etmemektir. Zor olan da budur zaten. Çünkü insan, görmediği bir şeye inanmakta zorlanır. Geciken şeylerin hiç gelmeyeceğini düşünür. Ama hayat, çoğu zaman en değerli şeyleri en geç verir. Beklemek insana çok şey öğretir. Kendini tanımayı, duygularını anlamayı, en önemlisi de acele etmemeyi… Her şeyin bir zamanı vardır. Erken gelen şeyler kıymetini bulmaz, geç gelenler ise çoğu zaman daha derin bir anlam taşır.
Belki de beklemek, bir kayıp değil, bir hazırlık sürecidir. İnsan, beklediği şeye hazır olmadan ona kavuşamaz. Ve bazen gecikme, aslında bir eksiklik değil, bir tamamlanmadır. Beklemenin ağırlığı, zamanla hafifler. Çünkü insan öğrenir: Her şey istediği anda değil, olması gerektiği zamanda gelir.
Ve o zaman geldiğinde, insan sadece kavuştuğu şeyin değil, beklerken öğrendiklerinin de kıymetini anlar.



















