Cayıyorsam canım ederimden
Ne acımdan, ne de kederimden
Sana yıldızları ödediğimden
Ama haberin yok bunun bedelinden…
(Mabel Matiz)
Tahsin önce etrafına bakınıp bu soğuk, puslu ve yağmurlu havada işyeri binasının kapı ağzında ne yaptıklarını sorguladı, sonra üzerindeki montuna bir kez daha sarıldı, yanındaki Taner’e dönüp sorusunu sordu:
“Hayırdır inşallah? Sen zaten sigara bile kullanmazken beni masamdan kaldırıp sigara molasına çıkarttığına göre var bir numaran. Dökül bakalım neymiş?”
“Öyle dümdüz konuya mı gireyim yani?”
“Kafanda nasıl kurduysan o girişi yaptığımızı varsay. Hadi bakalım!”
“Tamamdır o zaman. Hatırlıyor musun bana bir söz vermiştin. Yani işte sen sigarayı bırakmadan bir kere de beraber çıkalım dedim!”
“Devamlı telefonda oynadığın oyunu bıraktın mı yani?”
“Evet, aynen öyle oldu. Birdenbire “tamam” dedim ve bıraktım.”
“Oyun içinde bir yere falan varmadın mı yani? “Şak” diye bıraktın, öyle mi?”
“Al bak!” diyerek telefonunu uzattıktan sonra sözlerine devam etti Taner: “13527. aşama!”
“Bir bölümü ne kadar zamanda geçiyordun en az?”
“En az üç dakika alıyordur herhalde, ne oldu ki?”
“13500 desek, çarpı 3, yaklaşık 40.000 dakika. Böl altmışa, 39.000 olsa 650 saat eder, böl yirmi dörde 720 olsa 30 gün. Yuh, bu oyunda sen tam bir ayını mı harcadın?
“Demek ki! Hem de en fazla 2-3 yıl içinde…”
“Tamamdır, sözüm söz. Yalnız biraz bekleyelim, bir alışkanlığın oturması 21 gün derler, bir ay sonra telefonuna bakacağım, 13.528. aşamaya geçmezsen, ben de bırakacağım sigarayı! Ama sen önden anlat bakalım, nereden esti? Başka bir şey yapmaya karar verdiğin için birden bırakabildin diye tahmin ediyorum…”
“Yani… Yeniden yazmaya, yazdıklarımı yayınlamaya karar verdim!”
“Son kitabından sonra o işleri bıraktın diye düşünmüştüm. Ne değişti de geri dönmeye karar verdin?”
“ “Tantal” olduğuma karar verdim!”
“O da ne ya?”
“Bir element. Ama işte o kadar bilinmeyen bir element ki, say desem belki 20-30 element sayarsın ama aklına gelmez. Simgesinin “Ta” olduğunu bile söylesem tamamlayamazsın!”
“Yani kimya profesörü müyüm ben? Nereden bileyim öyle antin kuntin elementleri?”
“İşte dönüm noktam da tam bu oldu. Aslında gün içinde en çok kullandığın telefon, bilgisayar, araba, ne ararsan hepsinin kapasitörlerinde kullanıldığı için vazgeçilmezmiş. Bir de aynı zamanda öyle içine koyduğun asitlerden masitlerden de hiç etkilenmezmiş. Hatta adını bile adını Yunan mitolojisindeki Kral Tantalos’tan almış. Bu Tantalos suyun içinde olmasına rağmen asla su içememesi cezasına çaptırılmış.”
“Gün içinde bir zaman diliminde bağlayacak mısın konuyu?”
“Hemen bağlıyorum. Yani eski kafamla geri dönmedim. Anladım ki ben tanınan bir yazar olamayacağım. Zaten kendi çevrem bile geniş değil ki o çevrede bile tanınamadım. O zaman bunu bırakmaya karar verdim. Yani ne kadar uğraştığım tartışılır ama artık kendimi tanıtmak için hiç uğraşmayacağım.”
“Yani evet, en azından daha fazla üzülmezsin ama madem o kadar da umurunda değil, niye o kadar emek vereceksin?”
“Çünkü bunu yapabiliyorum. Yani evet, ne kadar iyi yapıyorum o çok tartışılır ama eğer ben bunu yapabiliyorsam yapmalıyım. Yani bir şekilde futbola yeteneğim olduğunu düşünsem, futbol oynamaktan o kadar zevk alsam ama üst liglerde oynayamasam bırakır mıydım? Amatörde bile olsa, hatta hiç olmazsa halı sahalarda oynamaya devam etmez miydim? Ya da şarkı yapabiliyor olsam ama hiçbir şarkım popüler olmasa gerçekten müziği tamamen bırakır mıydım? En azından şarkılarımı bir yere kaydedip biriktirmez miydim?”
“Tamam, ikna oldum, inandım ama… Eğer bu soğukta, bu yağmurda burada duruyorsak, bir de gerçek nedenini söyleyeceksin, tamam mı?”
“Tamamdır! İkimizin de aynı nedeni var aslında! Çocuğumuz için! Yani şimdiye kadar bin tane şiir yazdıysam ve sadece bir dizesi için çocuğumu şaşırtabilsem, ne bileyim büyüleyebilsem, gurur duymasını sağlayabilirsem, sadece o bir anı tekrar yaşatabilme ihtimali için bin şiir daha yazılmaz mı?”
“Yazılır tabii!”
“Yani bir de, nasıl anlatayım! Ben bu dünyayı tam da beceremedim, belki de onun için kitaplarımda yeni dünyalar kurdum, bazen oralara sığındım. Sonuçta o da benim genlerimi taşıyor, aynı şeyleri yaşarsa, o dünyaları o da severse… Ona o dünyaları verebilirsem yani yemişim oyununu, osunu, busunu… Bir gün ölünce ne bırakabilirim bilmiyorum ama böyle bir şey bırakabilirsem… Anlatabildim mi?”
“Yani… Çocuğuna dünyaları bırakabiliyorsan… Bırakırsın… Ama aklıma takılan son bir soru var ama zor bir soru, sorayım mı?”
“Tabii ki… Dedim ya ben tantal şairi olmayı kabullenmişim.”
“Ya öyle olmazsa… Yani hiç ama hiç ilgilenmezse… Yani hayatı boyunca yazdığın hiçbir şeyin kapağını bile açmazsa… Ya da acısı okuyup beğenmezse, daha da acısı okuyup dalga geçerse…”
“Ben ilk kitabımı çıkardığımda aklımda bir söz vardı biliyor musun? Devam ederken de hep onu tekrarlardım. “Hayallerimin gerçek olması için hayallerimin tamamen ölmesi gerekti”. Yani o kadar alışığım ki… Ona sadece iki kelime söylerim!”
“Neymiş onlar?”
“Canı sağ olsun!”
“Onlar hep sağ olsunlar değil mi?” diyen Tahsin arkadaşının sırtını sıvazlayarak binanın içine doğru yönlendirdi. Şimdi aldıkları büyük kararları uygulayacakları küçük bir yaşamlarını sağlayabilmek için çalışmaya devam etme zamanıydı…
















