Zor dostum, zor…
İnsanın hayatında öyle zamanlar vardır ki ne anlatmaya kelimeler yeter ne de susmaya yürek dayanır. İçinde fırtınalar kopar, dışından bakana her şey yolundaymış gibi görünür. Gülersin, kimse derdini anlamaz. Susarsın, kimse neden sustuğunu sormaz. Bir şeyler anlatmak istersin, seni dinleyecek bir gönül bulamazsın. İşte o zaman anlarsın hayatın ne kadar zor, insanların ne kadar uzak, yalnızlığın ne kadar derin olduğunu.
Zor dostum, zor…
Herkesin dost göründüğü bir dünyada gerçek dostu bulmak zordur. Mutluluğuna ortak olan çoktur da acına ortak olan kaç kişidir? Sofrana oturan, ekmeğini bölüşen, neşene kahkaha katan çoktur da gözyaşını silmek için elini uzatan kaç kişidir? İşte insan, en çok da zor günlerinde tanır çevresindekileri. Kiminin sevgisi bir çıkarın gölgesinde kalır, kiminin dostluğu ilk rüzgârda savrulur. Sen dimdik ayakta dururken yanında olanlar, dizlerinin bağı çözüldüğünde birer birer uzaklaşır.
Ve sen, bütün bunlara rağmen insanlığından vazgeçmemeye çalışırsın.
Zor dostum, zor…
İçinde binlerce söz biriktirip hiçbirini söyleyememek… Birine kırılıp yine de onu incitmemek… Canın yanarken başkasının canını yakmaktan korkmak… Herkesin derdine yetişirken kendi derdine yetişememek… İşte asıl yorgunluk budur. İnsan bazen yaşadıklarından değil, yaşadıklarını içine atmaktan yorulur. Söyleyemedikleri boğazına düğümlenir, anlatamadıkları gecelerine misafir olur. Gündüzleri güçlü görünür, geceleri kendi sessizliğiyle baş başa kalır.
Kim bilir kaç insan vardır, gecenin bir vakti başını yastığa koyduğunda gözlerinden süzülen yaşları kimse görmesin diye yüzünü duvara dönen…
Kim bilir kaç yürek vardır, “İyiyim.” derken içinden bin parçaya bölünen…
Zor dostum, zor…
Bir zamanlar uğruna dünyayı karşına aldığın insanların bir gün sana yabancı olması… Sesini duymaya hasret kaldığın birinin artık seni duymayacağını bilmek… Hatıraların içinde yaşayıp gerçeğin karşısında çaresiz kalmak… Gidenin ardından bakakalmak, kalanlarla avunmaya çalışmak… İnsan bazı ayrılıkları kabulleniyor belki ama hiçbir zaman bütünüyle alışamıyor. Çünkü bazı insanlar hayatından gitse de yüreğinden gitmiyor. Bir şarkıda, bir sokakta, bir mevsimde, bazen de sebepsiz yere düşüyor aklına. Sonra anlıyorsun ki zaman her şeyi unutturmuyor; yalnızca acının şeklini değiştiriyor.
Zor dostum, zor…
Bir de hayata karşı verdiğin görünmez mücadeleler var. Kimse bilmez hangi yükü taşıdığını, hangi yarayı sakladığını, hangi umuda tutunarak sabahladığını. Herkes senden güçlü olmanı bekler. Yıkılma derler, sabret derler, geçer derler. Oysa bazen insanın tek ihtiyacı, kendisine akıl verilmesi değil, sessizce anlaşılmasıdır. Bir omuz, içten bir söz, samimi bir bakış… Belki de koskoca bir hayatın içinde aradığımız yalnızca budur: Bizi değiştirmeye çalışmadan anlayan bir gönül.
Ama ne yazık ki herkes konuşmayı biliyor, dinlemeyi bilmiyor. Herkes hüküm vermeyi biliyor, anlamaya çalışmıyor. İnsanların kusurlarını saymak kolay geliyor da kendi vicdanlarının karşısına geçmek zor geliyor.
Oysa bir gönlü yıkmak bir anlık iş, o gönülde yeniden yer bulmak yılların meselesidir.
Dostluk, yalnızca iyi günlerde yan yana yürümek değildir. Dostluk, yolun dikenlendiğinde de elini bırakmamaktır. İnsan düştüğünde onu kaldırmak, sustuğunda sessizliğini anlamak, yanlış yaptığında yüzüne gerçeği söylemek ama bütün bunları yaparken sevgisini eksiltmemektir. Çünkü gerçek dost, her dediğine hak veren değil, yanlışına ortak olmayan; yalnızca yanında duran değil, gerektiğinde seni kendine getiren insandır.
Zor dostum, zor…
Böyle dostları bulmak da zor, bulduğunu kaybetmemek de…
Yine de bütün kırgınlıklara, hayal kırıklıklarına ve yaşanmışlıklara rağmen insan kalabilmek gerek. Herkes kötü diye iyilikten vazgeçmemek, herkes vefasız diye vefayı terk etmemek, birkaç insanın ihaneti yüzünden bütün insanlığa küsmemek gerek. Çünkü hayat, karşımıza çıkardığı insanların hepsiyle değil, bize bıraktıkları derslerle de şekilleniyor.
Belki çok yorulacağız. Belki çok kırılacağız. Belki en güvendiklerimizden sınanacağız. Ama ne olursa olsun, kalbimizin kapısını bütünüyle kapatmayalım. Yalnızca kime açacağımızı daha iyi öğrenelim.
Çünkü insanın en büyük zenginliği malı, mülkü, makamı değil; dara düştüğünde arayabileceği bir dostunun, derdini anlatabileceği bir gönlünün ve başını yaslayabileceği bir omzunun olmasıdır.
Ve unutma dostum…
Hayat zor, insanlar zor, anlaşılmak zor. Ama bütün bu zorlukların içinde insan kalabilmek, en zorudur.
Öyleyse ne yaşarsak yaşayalım, kimden ne görürsek görelim, vicdanımızı kaybetmeyelim. Bir gün herkesin sesi susar, herkesin yolu biter, herkes bu dünyadan göçüp gider. Geriye ne kırdığımız kalır ne de kazandığımız makamlar…
Geriye yalnızca birilerinin yüreğinde bıraktığımız izler kalır.
Varsın hayat bizi yorsun, varsın yollarımız dikenli olsun. Yeter ki yürüdüğümüz yolda insanlığımızdan eksilmeyelim. Yeter ki bir gün geriye dönüp baktığımızda, “Çok şey kaybettim ama kendimi kaybetmedim.” diyebilelim.
Zor dostum, zor…
Ama asıl zor olan, bunca acıya rağmen yüreğini temiz tutmak, bunca vefasızlığa rağmen vefalı kalmak ve bunca yalnızlığa rağmen içinde bir insanlık ışığını söndürmemektir.
İşte gerçek mesele budur dostum…
Zor olan yaşamak değil, yaşadıklarına rağmen güzel kalabilmektir.
















