“Görmedim, duymadım, bilmiyorum.”
İnsanlık tarihinin en kısa ama en ağır cümlelerinden biridir belki de. Çünkü bazen kötülük, yalnızca kötülüğü yapanın ellerinde büyümez; ona sessiz kalanların suskunluğunda da kök salar.
İnsan, yaratılışı gereği gördüğüyle şekillenen, duyduğu ile yön bulan bir varlıktır. Vicdan dediğimiz şey, yalnızca kendi canı yandığında değil, bir başkasının acısı karşısında da sızlayabiliyorsa hakikî mânâsını bulur. Fakat çağımızın en büyük yorgunluğu, insanların artık kötülüğe alışmasıdır. Bir haksızlık görür, başını çevirir. Bir zulüm duyar, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” dercesine susar. Çünkü çoğu zaman susmak, konuşmaktan daha kolaydır. Lâkin kolay olan her şey doğru değildir.
Sessizlik bazen edeptir, bazen hikmettir, bazen de sabrın en güzel hâlidir. Her duyulan meseleye öfkeyle koşmak, her görülen yanlışta taş kesilmek de insanı hakikatten uzaklaştırabilir. Fakat burada ince bir çizgi vardır: Sükût ile duyarsızlık aynı şey değildir. Hikmetli susuş nefsini susturur; duyarsız susuş ise vicdanı susturur.
Bugün insanlar kalabalıklar içinde yalnız değil, kalabalıklar içinde birbirine karşı hissizdir. Bir çocuğun gözyaşı ekran görüntüsüne, bir insanın kırılışı gündelik dedikoduya, bir mazlumun feryadı birkaç saniyelik geçici gündeme dönüşüyor. Görüyoruz ama bakmıyoruz. Duyuyoruz ama işitmiyoruz. Biliyoruz ama bilmezden geliyoruz. İşte üç maymun tam da burada başlıyor.
İnsan bazen yalnızca susarak değil, görmezden gelerek de zalimin safında yer alabilir. Çünkü haksızlık karşısında mutlak tarafsızlık, çoğu zaman güçlüden yana sessiz bir destek hâline dönüşür. Bir toplumun çürümesi, kötülüğün çoğalmasından önce iyilerin susmasıyla başlar.
Empati dediğimiz şey ise insan kalabilmenin son eşiğidir. Bir başkasının acısını kendi içinde hissedebilmek… “Ben olsaydım?” diyebilmek… Merhameti yalnızca kendine değil, çevresine de taşıyabilmek… Çünkü insanı insan yapan yalnız aklı değil, vicdanıdır. Vicdan kaybolduğunda bilgi artar ama hikmet azalır; kalabalık büyür ama insanlık küçülür.
Peki insan neden kötülük karşısında “Bana ne?” der? Neden bir gönlü onarmaya, bir insan kazanmaya çabalamaz?
Oysa insan bu dünyaya yalnızca yaşamak için değil, iz bırakmak için gönderildi. Bir kalbe merhem olabilmek, bir karanlığı azaltabilmek, bir insanın yükünü hafifletebilmek için… Belki de insan, dünyanın geçiciliğini unuttuğu için böylesine duyarsızlaşıyor. Kendini yalnız kendi hayatından mesul sanıyor.
Hâlbuki bu dünya, gelip geçilen kuru bir yol değil, ebediyete ekim yapılan bir tarladır. Her söz bir tohumdur, her davranış toprağa bırakılan bir izdir. İyilikle atılan her adım, yarın karşımıza rahmet olarak çıkacaktır. Bir insanı kazanmak bazen bir ömrü kurtarmaktır. Çünkü kalpler, kaba sözlerle değil, merhametle dirilir. Ne var ki çağımız insanı kırmayı kolay, onarmayı zor görüyor. Oysa gönül yapmak, en büyük ibadetlerden biridir. Bir insanın karanlığa düşmesine seyirci kalmak yerine elinden tutabilmek, insan olmanın en hakikî tarafıdır.
Eğer bu dünya bir tarla ise, onun tohumu iyilik, suyu merhamet, meyvesi ise ebedî gül bahçeleridir. İnsan burada ne ekiyorsa, hakikat âleminde onu biçecektir. Kin eken diken toplar, merhamet eken ise rahmet bulur.
Bugün pek çok kişi huzuru yanlış yerde arıyor. Oysa gerçek huzur, hiçbir şey olmamış gibi davranmakta değil; doğru olanı incitmeden söyleyebilmektedir. Kırmadan uyarmak, aşağılamadan anlatmak, öfkeye kapılmadan hakikatin yanında durabilmek… Asıl insanlık budur.
Çevreyi rahatsız eden, toplumu bozan, edebi ve ahlâkı çürüten davranışlara karşı sürekli duyarsız kalmak zamanla kişinin karakterine de sirayet eder. İnsan, karşı çıktığı şey kadar, sustuğu şeyin de aynasıdır. Çünkü alışılan her kötülük, bir müddet sonra normalleşir. Normalleşen her yanlış ise yeni yanlışların kapısını aralar.
İnsanın kendine sorması gereken en ağır soru şudur: Ben gerçekten suskun biri miyim, yoksa vicdanını yavaş yavaş kaybeden biri mi? Zira bazen bir insanı kötülük değil, kötülüğe alışmak karartır.
Ve insan bu dünyadan göçüp giderken ardında bıraktığı servetle değil, dokunduğu gönüllerle hatırlanır. Çünkü bazı insanlar yaşar ve unutulur, bazıları ise bir kalbe merhem olduğu için hiç unutulmaz…
Yolunuz gül renginde, gül kokusunda olsun her daim.
















