Bazı hatıralar vardır; yıllar geçse de eskimez. Bir bayram sabahının telaşı, mahalle arasında yankılanan çocuk sesleri, kapı önünde edilen bir selâm ya da fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusu… İnsan, bir anlığına gözlerini kapattığında kendini yeniden çocukluğunda bulur. Çünkü çocukluk, geride bırakılmış bir zaman değil, ömür boyunca insanın içinde taşıdığı mayadır.
İnsan, hayat yolculuğuna yalnızca büyümek için çıkmaz. Önce yoğrulur. Karakteri, vicdanı, merhameti ve hayata bakışı çocuklukta şekillenir. O yıllarda öğrenilenler çoğu zaman sözle değil, hâlle gönle işlenir. Bu yüzden insan, yaş aldıkça çocukluğundan uzaklaşmaz; aksine, aldığı terbiyeye daha çok yaklaşır.
Ben çocukluğumu düşündüğümde aklıma oyuncaklar değil, bana emanet edilen değerler geliyor.
Vefa, saygı, edep ve merhamet… Büyüklerimizin yanında nasıl oturacağımızı, söze nasıl başlayacağımızı, selâmın yalnızca bir kelime değil, gönüller arasında kurulan bir köprü olduğunu yaşayarak öğrendik. Ekmeğe hürmet etmeyi, emeğin kıymetini bilmeyi, büyüğe saygıyı, küçüğe şefkati bize nasihatler değil, büyüklerimizin hayatı öğretti. Çünkü çocuklar en çok duyduklarını değil, gördüklerini öğrenir.
O günlerde mahalle de bugünkü anlamıyla bir adres değildi. Mahalle, güvenin, paylaşmanın ve dayanışmanın adıdır. Bir evde sevinç varsa herkesin yüzü güler, bir kapıya hüzün düşerse herkes aynı yükü omuzlardı. Çocuklar yalnızca ailelerinin değil, mahallenin de emaneti sayılırdı. Kimse buna müdahale demezdi; buna sahip çıkmak denirdi. İşte toplum dediğimiz yapı, böyle sessiz ama sağlam bağlarla ayakta dururdu.
Resmî bayramlar yaklaştığında heyecan günler öncesinden başlardı. Sokakları dolduran bando sesleri, fener alaylarının ışıkları ve okul bahçelerinde dalgalanan bayraklar, çocuk yüreğimizde tarifsiz bir coşku uyandırırdı. Mahalle bakkalının vitrinindeki birkaç kalem ya da yeni bir defter, bugünün en pahalı hediyelerinden daha kıymetliydi. Çünkü mutluluğu sahip olduklarımızın çokluğunda değil, elimizdekilerin bereketinde aramayı öğrenmiştik.
Bugün çocuklarımız bambaşka bir çağın içinde büyüyor. Bilgiye ulaşmak kolaylaştı, imkânlar arttı, dünya küçüldü. Ancak değişmeyen bir hakikat var: bilgi tek başına insan yetiştirmez. Bilgi aklı besler, güzel ahlâk ise vicdanı diri tutar. Vicdanını kaybeden bir toplum, ne kadar gelişmiş görünürse görünsün, en kıymetli hazinesini kaybetmiş demektir.
Hayatta iyi bir eğitim almak, önemli başarılara ulaşmak elbette değerlidir. Fakat insanı yücelten makamı, serveti ya da şöhreti değildir. Asıl kıymet, ardında nasıl bir iz bıraktığıdır. Anne ve babasına hürmet eden, öğretmenine saygı gösteren, dostuna vefalı davranan, doğruluktan ayrılmayan insan, bulunduğu her yere değer katar. Çünkü karakter, insanın taşıdığı değil, yaşattığı hakikattir.
Elbette aile, eğitim ve çevre insanın hayatında derin izler bırakır. Fakat hiçbir insan doğduğu şartların mahkûmu değildir. Hayaller de, hedefler de kişiye özeldir. Gül hangi toprağa dikilirse dikilsin yine gül kokar. Hatta bazen bataklıkta açan bir gül, en güzel kokusunu sabrından alır. İnsan da yetiştiği yerle değil, yaşattığı güzellikle hatırlanır.
Belki yıllar sonra bugünün çocukları da dönüp kendi çocukluklarını hatırlayacak. Dilerim akıllarında kalan, sadece oyuncaklar, ekranlar ya da sahip oldukları eşyalar olmaz. Bir büyüğün duasını, bir öğretmenin şefkatini, komşunun ikramını, paylaşmanın huzurunu ve kendilerine emanet edilen güzel ahlâkı da hatırlarlar. Çünkü insanın ömrü boyunca yanında taşıdığı en kıymetli miras, malı değil; mayasıdır.
Çocuk yetiştirmek yalnızca bir evlat büyütmek değildir, geleceğe karakter emanet etmektir. Bugün çocuklarımızın gönlüne bıraktığımız her güzel söz, her güzel davranış ve her güzel örnek, yarının dünyasını inşa edecek sessiz bir tuğladır. Evler tuğlayla yapılır, fakat toplumlar edep, vefa, merhamet ve adaletle yükselir.
Öyleyse çocuklarımıza büyük servetler bırakmanın telaşına düşmeden önce, onlara sağlam bir maya bırakmayı düşünelim. Çünkü zaman geçer, eşyalar eskir, unvanlar unutulur; fakat güzel ahlâk, sahibinin ardından yaşamaya devam eder.
Gül hangi toprağa dikilirse dikilsin yine gül kokar. İnsanın mayası da böyledir. Gönlü iyilikle yoğrulmuşsa, geçtiği her yere güzellik taşır, dokunduğu her gönülde hayır bırakır.
Yolunuz gül renginde, gül kokusunda olsun her daim.
















