Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…
Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta…
Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta…
(AHMET HAŞİM)
Bursa’nın Uludağ’a bakan yamaçlarında gün batarken, usta bir ressamın ellerinden damlayan boyalar gibi süzülen gökyüzünün alacası, Yeni Türk Edebiyatı dersinden yeni çıkmış öğrencileri aşka getirip öğrendikleri dizeleri sebepsizce söylettiriyordu. İstemsizce “Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta” diyerek Haşim’in ruhu okşanıyordu yıllar sonrasından. Esen lodosun getirdiği bin bir çiçeğin rayihasıyla farklı âlemleri görmüş ruhlar gibi hep beraber “Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta,” diyerek yol almaktaydılar. Şairin kelimelerle çizdiği tablo, bir başkasının tablosuna eşlik etmekteydi. Sanat, ne güzel şeydi! Yüzyıllar sonrasına bile ilham olup onun dünyasıyla evirilip belki kıyamete kadar farklı şekillerde var olmaktı. Şimdinin insanı paralel evren ararken bir de… Haşim’in şiirinin tablosuydu gökyüzü. Sarı, kırmızı, turuncu, biraz da mor; hafiften eflatundu yer gök. Az önce öğrendiklerini doğa, önlerine sermiş gerçekleştiriyordu. Hiç unutulmaması adınaydı belki. Belki özlemle yad edilmekti tüm derdi. Ah, Bursam! Diyelim ve…
Şiirden biraz bahsedecek olursak, merdiven sembolüyle anlatmaya çalıştığı hayattır. “Etek, güneş rengi bir yığın yaprak, yüzün perde perde soluşu, suların sararması, kızıl havalar, alev gibi dallarda duran kanlı bülbüller ve tunca benzeyen mermer” gibi anlatımlar, empresyonist (izlenimci) özellikleri ortaya koyar.
Şiirin ağır ağır diye başlaması ve “kızıl havaları seyret ki akşam olmakta” diye bitişi, insanın dünyaya gelişi ile bir ömrün bitişi arasındaki ince çizgiyi ifade etmektedir. Bebekliğinden itibaren yavaş yavaş aldığı yolu, aslında ömründen çaldığı zamanın, güneşin batışı gibi bir anda nasıl bittiğini anlamayacaktır. “Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak…” istediğine ulaşamayan bir ruhun sitemidir bu ifade. Lisan-ı hafi (gizli dil) kelimesi ile tabiatın, kuşların, yaprakların ve bu dünyaya ait her şeyin bize söylediği şey, geçen her saniye akşama (ölüme) yaklaştığımız gerçeğidir. Bunu bütün ruhuyla hisseden Haşim, bunu şiire dökmüştür. Ve ne yaparsak yapalım, herkes için her zaman hep akşam olacağını da bilmektedir.
Empresyonizm, zamanın realizmine karşı sanatçının kendini de ifade etme isteğinin bir yansımasıydı. Akademik resmin kurallarına uymak istemeyen, bir resmin örneğini çizmek yerine ışığın ve boyaların verdiği özgürlüğü hissetmek isteyen sanatçıların açtığı bir yenilik hareketidir. Amaç, serbest fırça vuruşlarıyla elde edilen şekillerle gözden çok, ruha hitap etmekti.
O ZAMAN NEDEN EMPRESYONİZM?
Akımda gölgeler, karartılar ve silintiler mühimdir. Böylece Haşim’in gölgeli ve kapalı şiir arayışına cevap vermiş olup onun hayat karşısında aldığı seyirci tavra göz kırpmıştır. Devrinin ünlü edebî hareketlerine kayıtsızlığı, çıkan savaşlara rağmen bu seyirci tavır değişmez. O, daima hayatın dışında ve realiteden kaçar. Şairin yapmak istediği, seçtiği kelimeler ve bu kelimelerden doğan ahenkle, onların oluşturduğu renklerle ve çizdiği tablolarla kendi içinde oluşturacağı bir dünyadır.
Varılacak sonuç ne dersek, dostlar, sembolizmle empresyonizm arasında, sembolizmden çok empresyonizme yakın bir dil kullanmıştır, diyebiliriz.
















