Umut yaşamın kaynağı, belki de birçok şeyin başlangıcında ilk adımdır. Hepimiz için bir amaç, bir araçtır. Ulaşmak istediğimiz yarınlarda, hep daha çoğunu, iyisini istediğimiz her hayalde umutlarımız vardır.
Hedefleri doğrultusunda yönünü çizer insan. Hedefi belirsiz olanın rotası şaşar. Biraz onu, biraz bunu deneyeyim, bu olmazsa şu olur diyerek deneme yanılma yoluyla ya da “ya tutarsa” mantığıyla, biraz da boş vermiş bir edayla savururuz belki de zamanı.
Hayal kurmak ve o hayale ulaşmak için çabalar dururuz. Bilemeyiz ki ne getirecek ya da ne götürecek hayatımızdan? Hayaller güzeldir, umut etmek ve gerçekleştiğini görmek mutluluk vericidir. Peki ya uğrunda savaştıklarımıza değer mi? Belirsiz…
Düşününce insan, her şeyin boş olduğunu anlıyor aslında. Şartlar değiştikçe hayallerimiz de değişiklik gösterir. Önceliklerimiz farklılaşır. Uğrunda her şeyi göze aldığımız şeylerin yerini başka şeyler alır. Ne olup bittiğini anlamadan bambaşka bir yerde ya da şekilde buluruz kendimizi.
Duygular da değişir zamanla. Bugün dünyayı değişmem dediğiniz herhangi bir şey ya da kişi, yarın görmeye tahammül edemeyeceğiniz bir şey olur. Umutlar yerini hayal kırıklığına bırakır. Toz pembe bulutların yerini kara bulutlar alır. Şimşekler çakar, gök yırtılır gibi sağanak boşanır. İçinizde ve etrafınızda ne var ne yoksa sele karışır.
Yağmur temizler her şeyi. Yerini mis gibi bir toprak kokusu alır. Taze baharları müjdeleyen rengârenk çiçekler açar. Gökkuşağı belirir ufka doğru. Değişir her şey, tazelenir. Umut yeniden yeşerir pırıl pırıl güneşin altında. Kapatıp güneşten kamaşan gözlerimizi, derin bir nefesle yenilenir ve sorarız yine: “Değer mi yeniden umutla yol almaya?”
Yaşamak böyle bir şey işte; biraz pembe, biraz mavi, biraz siyah. Kısacası her renk var hayatta. Marifet, içimizdeki umutla hayatı rengârenk boyamakta.
















