Sana bir şey anlatmak istiyorum. Belki de kendime itiraf edemediğim bir şeyi… Aşkın içinde saklı olan korkuyu.
İnsan âşık olduğunda genelde mutluluktan bahseder. Kalp çarpıntısından, heyecandan, gözlerin parlamasından…
Ama kimse aşkın karanlık tarafını yeterince konuşmaz: Kaybetme korkusunu, onsuz kalma ihtimalinin insanın içini nasıl yavaş yavaş kemirdiğini.
Birini hayatının merkezine koyduğunda, fark etmeden onun varlığını bir ihtiyaç haline getiriyorsun.
Önce “olsun” diyorsun, sonra “olmazsa eksik olur” diyorsun, en sonunda da “olmazsa ben ne yaparım?” noktasına geliyorsun. İşte korku tam burada başlıyor.
Çünkü insan, bir varlığı hayatının anlamı gibi görmeye başladığında, aslında o varlığı kaybetme ihtimaliyle yaşamaya başlar. Ve bu ihtimal, insanı geceleri uyutmayan bir gölgeye dönüşür.
Bazen kendime şu soruyu soruyorum: Bu gerçekten aşk mı, yoksa onsuz yapamam korkusu mu?
Aşk dediğimiz şey birini özgürce sevebilmek midir, yoksa onun varlığına tutunmak mı?
Eğer sensiz hayat anlamsız geliyorsa, bu sevginin yüceliği mi, yoksa içimdeki boşluğun itirafı mı?
Bir insanı “güneşim” yapmak romantik görünebilir. Ama güneş batarsa ne olacak?
İşte benim korkum burada başlıyor. Sanki o olmazsa hayat karanlık olacak gibi hissediyorum.
Bu düşünce, sevginin sıcaklığından çok, kaybetme ihtimalinin soğukluğunu taşıyor.
Bir de vicdan tarafı var. İnsan bazen öyle bir bağ hisseder ki, bunu dünyasal kelimelerle açıklayamaz. “Bu his nasıl yanlış olabilir?” diye sorar. Ama aslında çoğu zaman korktuğumuz şey günah değil, kaybetmektir.
Belki de mesele şudur: Birini sevmek yanlış değildir. Ama onu hayatın merkezine koymak, kendi varlığını onun üzerine inşa etmek insanı kırılgan hale getirir.
Sensizlikten korkmak, aslında yalnız kalmaktan korkmaktır. Yalnızlık insanın kendi içiyle baş başa kalmasıdır ve insan çoğu zaman kendi içinden kaçar. Birini sevdiğinde, onun varlığı içindeki boşlukları doldurur gibi olur. Ama o gittiğinde, o boşluk geri döner.
Gerçek aşk korku üzerine kurulmaz. Gerçek aşk, “Sen varsın diye mutluyum ama sen olmasan da ben varım” diyebilmektir. Bu cümle ilk başta soğuk gelebilir ama aslında en olgun sevgi budur.
Birini sevmek, ona muhtaç olmak değildir. Onu tercih etmektir. Muhtaçlık korku doğurur, tercih huzur getirir.
Belki de en dürüst cümle şudur: Ben seni kaybetmekten değil, seni kaybedersem kendimi kaybetmekten korkuyorum.
Sonuç olarak, aşk korku üretmemelidir. Derinlik, güven ve denge üretmelidir. Birini sevmek güzeldir ama insan önce kendi varlığını sağlam bir temele oturtmalıdır. Çünkü sevgi büyütmeli; insanı eksiltmemelidir.
















