Literatürde o kadar kavram vardır hiçbir kavram tarih boyunca “aşk” kavramı kadar çetrefilli ve bir türlü bir manaya erişemeyen olmamıştır. Kimine göre bir insanın bir insana duyduğu yoğun his ve sevgi haline denirken kimilerine göreyse eskilerde kalındığından bahsedilmektedir. Aşk, mana olarak yanmaktır. Yanılmadan geçirilmiş her duygu aşka örnek olamaz. Eğer yanmışsanız işte manasına erişmişsinizdir aşkın. Kâinatın en çetrefilli kelimesidir. En kan dondurup en iç ısıtan duygusudur. Tarihe öyle destansı hikâyeler bırakmıştır ki bugün bizler bazen sırf geçmişin hatırına bile aşkı yaşamayı dileriz. Günümüzle kıyas edilecekse edilmemesini tavsiye ederim. Günümüz aşk kavramı ve duygusu şahsi kanaatimce yalnızca ihtiyaçlar ve alışkanlıklardan ibarettir. Bir insana âşık olduğumuzu söyleyip en küçük hatasında onu silebiliyorsak buna aşk denilmemelidir. Bir insanın aşkından öldüğümüzü belirtip davranışlarımız bir süreliğine onu gösterip daha sonra ufak bir zorlukta vazgeçiyorsak buna da aşk denilmemelidir. Filhakika günümüz öyle bir maddeleşmiş dönem ki aşkı en çok da fiziksel temas ve fiziksel ihtiyaca bağlamamız da aşk değildir. Aşk, görmeden, olmadan, sarılmadan, duymadan sevmektir. Odun olmak ve harında yanmaktır. Yanmadığınız hiçbir duygu ve his aşka örnek olamaz.
Günümüzde bir şeyi çok istediğimiz için ona âşık olduğumuz anlamına gelmektedir. Hatta tabiri caizse “artık vazgeç bu sevdadan” peşinden günlerce, aylarca, yıllarca koştuğumuz şeylere karşı bize dönülüp söylenen sözcüklerdir. Bir şey vazgeçilme olasılığı varsa o şey aşka tabi değildir. Anlamı en yanlış anlanan ve kıymeti en bilinmeyen duygu ve kavramdır aşk. Oysa Yunus Emre’den tutun, Mecnun’u, Ferhat’ı, Mem’inden hepsi yanmış, kavrulmuş bir gün olsun şikâyet etmemişlerdir. Hakeza günümüzdeyse yukarıda bahsettiğimiz üzere bir şeye karşı olumsuz bir durum yaşadığımızda ondan vazgeçip başkalarına şikâyet ediyorsa buna aşk denmemelidir. Günümüzün âşıkları üzülünce, ayrılınca oburlar gibi yemeğe kendini verip ardından “ben yalnızım, sevgilimden ayrıldım, istediğim yüzüğü almamış”, gibi absürt sebeplerle bu yüzden stres altındayım ve kendimi yemeğe verdim. Aşk bu değildir. Âşık olan aşkından yemeden içmeden kesilir. Gözü hiçbir şeyi görmez, divane olur. Her yerde onu görür, her seste onu duyar, her sözde onu sayıklar. Bu aşktır. Aşk helaldir, helal şekilde kaldıkça.
Tolstoy dahi insan gördüğünü sevmeden görmediği tanrıyı sevemeyeceğini söylemektedir. Aslında aşk Allah’a duyulan aşktır. Aşkı Mevla’yla kıyaslayan ilahi aşka erişir veya velidir ya divane ikisi de Mevla’nın katında değerlidir. Kirlettik aşkın adını. Kaçırdık sevgi denen muntazam duygunun tadını. Değersizleştirdik. Her gördüğümüz şeye “ne kadar güzel âşık oldum” diyerek aşkı bir gömlek haline getirdik. Değiştirip giyileceğini düşündük. Çöllere düşen Mecnun’u yanlış anladık, dağları düşen Ferhat’ı dalgaya aldık, yanan Yunus’u deli sandık. Bundandır kıymetsizleşti aşk.




















