Her zaman olmasa da çoğu zaman bir tamamlanma duygusu içinde yaşamak bizi hayata karşı doyurucu noktaya ulaştırır. Aradığını en uç noktalarda hissettiğin vakit sanki derinden bir şeyler akseder ve söylenmemiş tüm sözler karşına dikilir. Belki de hissetmek, bu noktada insanı bitmek bilmeyen bir süreklilikte döndürür. Bu da aslında hissetmenin ya da içselleştirmenin sınırlarının olduğunun ve bunu ölçülü yapmadığımızda dönme dolap gibi olabileceğini görmekteyiz. Evet, bindik diyelim ki ama en zirveye ulaşmanın bir hacmi yoktur bu açıdan. Döner dolaşır aynı noktaya gelirsiniz. Bu da bir merak iç güdüsü belki ya da içinden dışına süregelen bir alışılmış kurgudur. Hayatımız bir lunapark gibidir bu yüzden ve içindeki çocuğu en az yitirenler burada sağlam hayattadırlar. Gerisi kırık dökük birer oyuncak gibidir. Kim daha çok hissederse dediğimizde de bunu şöyle açıklayabiliriz; oyuncaklar cansızdır, bizler onlara anlam yükledikçe canlanır ve hikayeye dahil olurlar ve bizim eşlikçimiz olurlar. Akla gelen en net soru şu olmalı: “Lunaparkta bedava dolaşamayız, peki ya yaşadığımız hayat bu eşleştirmeye dahil bir kompozisyonda mı?” Tam olarak bu aşamada düşünmemiz gereken; evet, lunaparkta yaşıyoruz ve anlam yüklediğimiz eşlikçilere yatırım yapıyoruz. Peki insanlar düşündüğümüzde sadece umut vaat eden hedeflerde atışlar yapmazlar mı? Bu bize çok fazla açıdan cevapları sıralıyor. Evet, yatırımı gerek duygusal, gerek maddi her türlü “umutlar” üzerinden, hani bizi o oyuncağa bindiğimizde bir noktaya ulaştıracağını inandığımız gibi yapıyoruz.
Şimdi biraz daha konuyu derinden ele almak istiyorum. Başlık neden(?) “Yarım Kalan Bir İnsan”. Yarım kalan aslında bir insan değil. Bir yazarın bir yazısında tamamlanma isteği olarak anlaşılabilir. Kendimi en çok hissettirebildiğim zaman aslında orada okuyucu ile bir bağ kurduğumu düşünüyorum. Tamamına ermemiş duygular, ilk paragrafta bahsettiğim tüm her şey aslında süreçler içinde nasıl var olmaya çalıştığımızdır. Bunun yansıması olarak ortaya düş karmaşasını andıran ütopyalar çıkar. Bazen en mantıklı olan lunaparkı terk etmektir. Fakat bu yeni bir hayat demektir. Başka nasıl anımsatabilir diye düşünürüz, hayatı aklımıza birçok opsiyon gelebilir. Belki taşlı bir yol, aralarda biraz çatlaklar olan ve her yağmur yağdığında içinde çiçekler açan. Bize en çok neyi anımsatıyorsa o’dur hayat. Koştuğun alan sana neyi anlatıyorsa orada bulduğun anlamda tamamlanırsın ve tamamlanma biraz da anlamını bulmaktır. Bazen çiçekli çatlak yolları da terk etmek gerekir. Bir şeylerden kaçmaktan bahsetmiyorum ama en güzel gerçekleşme hiç gerçekleşmeyeceğini bilerek uzaklaşmaktır. Savaşmak nedir? Yarım kalan bir insan hiç olmamaktır. Burada bir yerde meskenine çökmüş duygular varsa eğer onlarla yüzleşmektir.
Sonuç bölümüne geldiğimizde, kapılar kapanır ve açılır derler. Bahsettiğimiz hiçbir örnekte kapalı alan düşünmedik. Kapanan kapı da yok ve bir anahtar da varsa eğer o bizim hissettiklerimizdir. Ya kapı hiç olmadıysa, ya anahtar hiç sahibini bulmazsa? Düşünebildiğinin ötesinde varsın. Bizim bir yerlerle aramıza set çeken bazen tam olarak kendimiz oluyoruz ama tüm anlattıklarım hissedilenin ötesinde bir yerde yaşayacak…

















