Merhaba Sevgili Dostlar,
Geçmiş bayramınız mübarek olsun. Umarım sevdikleriniz ve ailenizle hoşça vakit geçirmişsinizdir. Beni soracak olursanız (Evet, eskiden mektup yazılan o dönemden geliyorum:) bayram tatilinde epey kitap okuma fırsatım oldu. Bunlardan biri de İTÜ’de Bilim ve Teknoloji Tarihi doktorası yaparken ders aşamasında değerli hocalarımızdan kitap önerisi olarak gelen İbn Tufeyl’den Hay Bin Yakzan’dı. Bu vesileyle buradan tüm hocalarımı sevgi ve saygıyla selamlıyorum. İyi ki de önermişler. Şimdi bu önemli mihenk taşı alegorik roman hakkındaki değerlendirmemi sizlerle paylaşmak isterim.
İbn Tufeyl’in Hay Bin Yakzan adlı eseri, İslam düşüncesinin en önemli felsefi alegorilerinden biri kabul edilir. Eserde insanın aklını, gözlem gücünü ve deneyimini kullanarak hakikate ulaşabileceği fikri işlenir. Issız bir adada büyüyen Hay, hiçbir öğretmen tarafından ders almadan veya toplumda eğitilmeden doğayı inceleyerek bilgi sahibi olur. Varlıkların nedenlerini araştırdıkça da evrendeki düzeni fark eder. Sonunda Allah’ın varlığına ulaşır.
Eserin temel amacı, insanın bilgiye ulaşma yollarını sorgulamaktır. İbn Tufeyl’e göre gerçek bilgi ne yalnızca duyulara ne de yalnızca akla dayanır. Ona göre akıl ile sezginin birleşmesi gerekir. İnsan önce gözlem ve akıl yürütme yoluyla bilgi edinir. Sonra manevi arınma sayesinde daha yüksek bir kavrayış düzeyine ulaşır. Bu nedenle eser, felsefe ile tasavvufu uzlaştırmaya çalışan bir düşünce sistemi ortaya koyar.
Kitapta önemli bir yer tutan başka bir fikir de akıl ile vahyin uyumudur. Hay’ın ulaştığı hakikatler ile dinin öğrettiği gerçekler arasında çelişki yoktur. Ancak insanların çoğu soyut felsefi gerçekleri kavrayamadığından din, semboller ve kurallar aracılığıyla hakikati daha anlaşılır hâle getirir. Böylece İbn Tufeyl, aklın ve dinin aynı gerçeğe farklı yollarla ulaştığını savunur.
Eserde varlık anlayışı da dikkat çekici. İbn Tufeyl’e göre evren, Tanrı’nın sürekli tecellilerinin bir yansımasıdır. İnsanın görevi kalbini bir ayna gibi temizleyip parlatmak, böylece ilahî hakikatlerin kendisinde yansımasına imkân sağlamaktır. Bu düşünce, tasavvuftaki aydınlanma ve marifet anlayışıyla yakından ilintili.
Romanın kahramanı Hay, hem bireysel gelişimin hem de insanlığın bilgi serüveninin bir sembolü. Hay’ın doğayı gözlemleyerek adım adım olgunlaşması, insanın kendi çabasıyla gerçeğe ulaşabileceğini gösteriyor. Dolayısıyla eser hem bir felsefi roman hem de insanın zihinsel ve ruhsal gelişimini anlatan sembolik bir eğitim hikâyesi olarak değerlendirilebilir.
Eser İslam dünyasının yanı sıra Batı düşüncesinde de önemli etkiler bırakmış. Çeşitli Avrupa dillerine çevrilmiş, özellikle 17. ve 18. yüzyıllarda büyük ilgi görmüş. Birçok araştırmacı, Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe adlı eserinin, Rousseau’nun eğitim anlayışının ve hatta Spinoza’nın bazı düşüncelerinin Hay Bin Yakzan’dan etkilendiğini ileri sürüyor. Her ne kadar bu etkilerin derecesi konusunda farklı görüşler bulunsa da eserin Batı’da “adasal roman” ve “ıssız ada” metaforunun bireyin kendi kendini yetiştirmesi temasına öncülük ettiği genel kabuller arasında.
Eserden bir alıntıyla yazıma son vermek istiyorum. Çok duru bir anlatım olmuş.
“Övgü ve şükür başlangıçsız (kadim), en büyük, en bilgin, en bilge, en iyi, en cömert, en yumuşak huylu, insana bilmediğini ve kalemle yazmasını öğreten Tanrı’ya. O’na tüm nimetler için övgü, tüm iyilikler için şükür. Tanıklık ederim ki bir ve ortaksız olan Tanrı’dan başka tapacak yoktur.
Yine tanıklık ederim ki temiz yaratılışlı, mucizeler denizi, kesin kanıt ve kahredici ünlü kılıç Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Salat ve selam ona, soyuna ve onlara içtenlikle uyanlara, hesap gününe kadar.
Soylu, temiz ve içtenlikli kardeşim! Tanrı sana sonsuzluk bağışlasın. Sana bitimsiz mutluluklar dilerim O’ndan. Benden İslam felsefecilerinin önderlerinden Ebu Ali bin Sina’nın Hikmet-i Meşriki (Doğu Hikmeti) adlı eserinde dile getirdiği bazı sırları açıklamamı istiyorsun. Gerçeği olduğu gibi anlamak isteyenler için böylesi sırları araştırmak zorunludur. Sana bunları gücümün yettiği ölçüde açıklamaya çalışacağım.
İsteğin, bende şimdiye kadar hiç tanımadığım bir duruma ermeye, sözcüklerle tanımlanamaz, nitelenemez yüce bir makama ulaşmaya neden olan tatlı bir hatırayı canlandırdı. Ulaştığım bu durum, bu makam, bu evrenin dışında bir evrendedir ve insan aklı künhünü kavramaya güç yetiremez. Bununla birlikte insanı öylesine tatlı ve gönendirici bir bilgi denizine daldırır ki bu durumu yaşayanlar kendilerinde sırları bütünüyle gizleme gücünü bulamazlar. Duydukları zevk ve coşku onları durumlarını açıklamaya zorlar.”


















