Dün akşam okuduğum bir yazı, tüm dünya olarak aslında ne kadar da yalnız olduğumuzu hatırlattı. Evrenin herhangi bir yerinde, bir galakside, bir yıldız sisteminin üçüncü gezegeni olmaktan başka neyiz ki?
Dünya üzerinde yaşayan yaklaşık sekiz milyar insan olarak, birbirimizi didiklemekten başka ne yapıyoruz? Kimimiz kişisel servetlerimizle, var olduğunu düşündüğümüz yeteneklerimizle, köklü bir aileye mensup olmakla ya da güçlü bir ülkenin vatandaşı olmakla övünüp duruyoruz.
Oysa bir göktaşı yıllar, yıllar önce dünyamıza çarptı ve dinozorları öldürdü, dünyayı neredeyse bitirdi ve yeniden kendimize gelene kadar o kadar çok yıl geçti ki… Hiç gelmezmiş sanıyoruz, hep var olacağız sanıyoruz. Sadece bilim kurgu filmlerde olmuyor bazı felaketler. İklim değişikliği, buzulların erimesi, yanardağların patlaması falan; bunlar dünya yüzeyinde var olabilecek doğal felaketler. Belki bir kısmından insanların bir kısmı kurtulabilir.
Peki ya uzaydan gelen felaketlere karşı ne yapabiliriz? Hiç düşündünüz mü? Yani bugün distopya olarak gördüklerimiz bir anda gerçek olabilir. Ya milyonlarca ışık yılı uzaktan bize doğru gelen, sadece gök cisimleri değil de bir canlı türüyse? Biz daha Ay’ın görünmeyen yüzünü bile tam keşfedememişken, onlar çoktan bizi yok etmeye ya da yardım etmeye geliyorsa?
Yine dinlediğim bir programda, “Bütün distopyalar belki de bazılarının ütopyasıdır.” diyordu konuşan kişi.
Dünyamızın her bölgesinde nükleer enerji santralleri var. Potansiyel bomba gibi. Gelişmiş ülkelerde de diğerlerini yok etmek üzere hazır bekleyen nükleer bombalar var. Belki bir algoritma, belki de bir üst düzey yönetici ya da devlet başkanının emriyle, ülkeleri yok etmek üzere programlı. Nükleer silahlarda üstünlük demek, diğer ülkeleri tehdit edebileceğiniz bir güç demek. Sadece aklıma takılan bir tek şey var: O silahları veya füzeleri, yani her neyse, ateşlemek üzere bir görevli var başlarında. O görevli, bir an gelir ve kimsenin iznine tabi olmadan füzeleri harekete geçirirse, dünyada neler olur sizce? Çok güvenlikli olduğumuzu sandığımız dünyamızda, sadece bir delinin varlığı bizleri bir daha uzun süre geri dönülmez şekilde mahvetmeye yetmez mi?
Tüm bu bilinmezlik ve yalnızlığın ortasında, ne yazık ki bizler kendi sahip olduklarımızla veya sahip olacaklarımızla övünmeden geri durmuyoruz. İdrak edemiyoruz bir türlü.
Aslında hepimiz çok yalnızız!
Bunları biliyor ve yine de insanlara, doğaya, hayvanlara kötü davranmaktan vazgeçmiyoruz. Oysa; benim dediğimiz her şey bizden sonra başkalarının olacağı gibi, kendimizi yetiştirmek için harcadığımız onca emek de bizim yok oluşumuzla birlikte toprağa geçecek bilgilerden ibaret olacak…
Bundan sonraki adımlarımızı atarken, unutmayalım! Yalnızız…
















