Zahmetli seven insan çok yoktur bu dünyada. Her insan sadece sevgi altında menfaat arar karşısında olan kişide. Çoğu insan da ilk tanışıldığı gibi kalmaz asla. Bir anda değişir. Öyle bir değişim olur ki bu, sanki sevdiğin, âşık olduğun adam gitmiştir, yerine bambaşka, duygusuz biri gelmiştir. İlkte kabul etmez, “koşturmaca yoruyor” dersin, sonra hayat bunu da kafana kaka kaka gösterir. Aslında dönüştüğü kişinin gerçek kimliği olduğunu gördüğünde yıkılırsın, hem de çok yıkılırsın. Artık kimseye kalmaz o güven. İşte o anda heba olan günlerine yanarsın. O kadar harcadığın zamana yanarsın. O çektiğin zorluğa yanarsın. Pişman olursun, herkesi onun gibi sanarsın. Çoğu zaman burada yanılırsın. Çünkü bu dünyada az da olsa sevmeyi bilen insan bulunur, bunu unutursun. Eğer öyle olmasaydı ruh eşi diye bir şey olur muydu? Tek hatan, yanlış zaman olduğunu çok sonradan anlarsın. Ağlarsın, boşluğa düşersin; kısacası onun umurunda bile değilken heba olan günler bırakırsın arkanda. Sonra ne olur, bilir misin? Pişman olursun, hem de en acı anında gelir bu pişmanlık hissi; ya yeni sevgilisi, ya attığı fotoğraf ya da en basit attığı engel bile bu günlerin heba olduğunu sana anlatır ve anlarsın. Geç zannedersin ama değildir, bunu dimdik durunca anlarsın. “Hayat devam ediyor” dersin, yoluna devam eder, temkinli davranırsın. Bir kere yara aldı mı yüreğin, başka yüreğe kolay güvenemez; anlayış beklesin istersin. Gerçek seven bekler azizim, bunu anlamazsan yine hataya düşersin. Sadece bunu değil, gerçek sevenin ne yaptığını bilmemen de yaralar insanı. Fakat o yaralar da zor da olsa kabuk bağlar, bunu unutursun.
Heba olan günler yerine bir şey koymak istersin. Bunun mümkün olduğunu bilir, ona göre gelecek için çalışırsın. Bu sefer de çok çalışıyorsun diye yalnızlaşırsın, kendi kendine kalırsın. Elbet bir gün, yani başardığında tekrar gelen onlar olacak, bunu bilirsin. Ki olur da. Başarı seni bulduğunda, güçlü bir kadın olduğunda, seni yalnız bırakan herkes sana destek olmak için yanında olur, bunu görürsün. En çok da bu koyar insana. Üzülsen de bir daha heba olan günler istemediğin için hayatından çıkarır, yoluna bakarsın. Sonra uğruna öldüğün adam gelir yanına, yıllar sonra dönmek ister sana, kocaman gülersin ve döner, sırtını gidersin. Laf anlatmaya değmez, bilirsin. Zordur azizim; sahte sevgiler, heba olan boşa günler, kendini değersiz görmeler zordur azizim.
Ne kolaydır ki zaten bu dünyada, ne kolay kalmıştır? Çaba gerektirir her şey, zahmet gerektirir. Zahmetin olmadığı yerde, ruhu besleyen o derin tatmin de olmaz zaten. Avuçlarımızda ter, zihnimizde yorgunluk yoksa; ulaştığımız yerin ne anlamı olur ki zaten? Kolayca gelen, aynı hızla ve hiç iz bırakmadan çekip giden her olay ve insan ne katar ki sana bu hayatta? Oysa emekle örülen her duvar, yanında her şeye rağmen kalan her insan, sancıyla süren ilişkiler ve uykusuz gecelerin sonunda ulaşılan her hedef, insanın kendi hikâyesine vurduğu en sağlam mühür olur. Bir insana değil, kendine ihtiyacın olduğunu anlarsın. Yeniden doğmuş gibi hafifler ve başarının tadını çıkarırsın.
O yüzden korkma ey azizim, yolun dik oluşu zirvenin güzelliğindendir. İnsan bazen sadece yorulmak için değil, o yorgunluğun içindeki hakikati bulmak için çabalar. Çünkü gerçek güç, her şeyin altın tepside sunulduğu bir dünyada değil; imkânsızlıkların içinden tırnaklarla kazınarak çıkarılan o küçük ama sarsılmaz başarılarda gizlidir.
Belki de dünya, bize sadece çaba harcadığımız şeylerin gerçekten “bizim” olduğunu hatırlatmak için bu kadar zordur. Sabırla beklenen bir baharın, vaktinden önce açan bir çiçekten daha kıymetli olması gibi; zahmetin süzgecinden geçmeyen hiçbir güzellik, insanın ruhuna tam oturmaz.
O yüzden yorulmaktan korkmamalı, çünkü en güzel manzaralar her zaman en yorucu yokuşların sonunda bekler. Ve her heba olan gün elbet bir gün daha güzelliğiyle geri gelir. Sevgiyle, aşkla ve başarıyla… Her daim, her istediğin anda… Senin elinde bu. Sadece sen önemlisin, bunu anla ve ona göre inşa et hayatını her alanda.


















