İnsan, hayatın içindeyken çoğu zaman yaşadıklarının nedenini sorgular. Bazen bir kapının yüzüne kapanmasına üzülür, bazen de büyük bir sevinci sonsuza kadar sürecek zanneder. Oysa zaman, her olayın gerçek yüzünü yavaş yavaş ortaya çıkarır. Dün üzüldüğümüz bir hadise, bugün bizi koruyan bir rahmet olarak karşımıza çıkar. Büyük bir mutluluk sandığımız bir gelişme ise farkında olmadan bizi zor bir imtihanın içine sürükler. İşte hayır ve şer, insanın sınırlı bakışıyla her zaman ayırt edebileceği kavramlar değildir. İnsan, yaptığı seçimlerden sorumludur. Allah insana akıl, vicdan ve irade vermiş; doğruyu yanlıştan ayırabilecek bir kabiliyet bahşetmiştir. İnsan da bu iradesiyle karar verir, adımlarını atar ve hayatına yön çizer. Ancak her tercihin sonucunu yalnızca Allah bilir. Biz bugünümüzü görürken, Allah geçmişi ve geleceği birlikte bilir. Bu nedenle bazen anlam veremediğimiz olayların ardında, göremediğimiz büyük bir hikmet saklıdır.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır; sevdiğiniz bir şey de sizin için şerlidir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 2:216) Bu ayet, insanın hayatına tutulmuş bir aynadır. Çünkü çoğu zaman olaylara hislerimizle yaklaşırız. Bize acı veren her şeyi kötü, bizi mutlu eden her şeyi ise hayırlı zannederiz. Oysa hayat, bunun tam tersinin de mümkün olduğunu defalarca gösterir. Belki kaçırdığımız bir iş fırsatı bizi daha büyük bir zarardan korumuştur. Belki gerçekleşmeyen bir evlilik duası, ileride yaşayacağımız büyük bir pişmanlığı engellemiştir. Belki de geç kaldığımız bir yolculuk, hiç farkında olmadığımız bir felaketin önüne geçmiştir. İnsan bunları yaşadığı anda anlayamaz. Çünkü kader, cevabını hemen veren bir kitap değildir; sayfaları zamanla açılan bir hikâyedir.
Hayatın en büyük öğretmeni zamandır. İnsan yıllar sonra geriye dönüp baktığında, “İyi ki olmamış.” dediği ne çok olay olduğunu fark eder. O gün gözyaşı döktüğü bir ayrılığın, bugün kendisini olgunlaştırdığını görür. Büyük bir kayıp sandığı şeyin, aslında kendisini gerçek mutluluğa hazırlayan bir başlangıç olduğunu anlar. İmtihan da hayatın ayrılmaz bir parçasıdır. Peygamberler bile en ağır imtihanlardan geçmişken, insanın sıkıntısız bir hayat beklemesi doğru olmaz. Sabır, tevekkül ve dua; bu yolculuğun en güçlü yönleridir. Çünkü Allah kulunu bazen vererek, bazen de vermeyerek sınar. Her iki durumda da kulun görevi, hikmeti aramak ve Rabbine güvenmektir. Kaderin sessiz dili tam da burada konuşur. Gürültüyle değil; bekleyişlerde, gecikmelerde, kapanan kapılarda ve bazen de kırılan hayallerde… İnsan o sesi hemen duyamaz. Fakat sabırla yürümeye devam ettiğinde, yıllar sonra o sessizliğin aslında kendisine yol gösterdiğini fark eder.
Belki de gerçek hayır, bizim istediğimizde değil; Allah’ın bizim için uygun gördüğündedir. Bize düşen, elimizden gelen gayreti göstermek, doğru olanı seçmeye çalışmak ve sonucunu Allah’ın hikmetine teslim etmektir. Çünkü kader, insanı umutsuzluğa sürüklemek için değil; ona güvenmeyi, sabretmeyi ve her zorluğun ardından bir kolaylık bulunduğunu öğretmek için vardır. Hayat bazen susarak konuşur. O sessizliği duyabilenler ise bilir ki her gecenin bir sabahı, her imtihanın bir hikmeti ve her şerrin içinde saklı bir hayır vardır. Kaderin dili, işte bu hakikati fısıldar.
















