Dürüstlük, doğruluk bir erdemdir! Onurlu insanlara bahşedilen…
Siz hiç doğru söylediği için öldürülen birine şahit oldunuz mu? Tarihler, her daim bu dürüst insanların onurlu davranışlarına şahitlik etmiştir.
Ölüm haktır, kaçınılmaz. Her ne kadar son hazin olsa da, bu insanlar tarihe kazınan adlarıyla sonsuza kadar yaşarlar… İşte böyle dürüst, onurlu ve iman eden bir zattı Habib-i Neccar.
Habib-i Neccar kimdir? Hz. İsa (a.s.) döneminde yaşayan, Hristiyanlığı ilk kabul edenlerden olan; Allah’a ve son peygamberin geleceğine inanan ve halkı inanmaya çağıran bir velîdir.
Hz. İsa (a.s.), hastaları iyileştiren, ölüleri diriltme mucizesine muvaffak olan bir peygamberdir.
Habib-i Neccar, Antakya’da yaşayan bir marangozdur. “Habib” Arapçada “canım, sevgili” demektir. “Neccar” ise “marangoz” anlamına gelir.
Habib-i Neccar’ın oğlu hastalanır. Hz. İsa (a.s.), onu iyileştirmek için havarileri ile birlikte gelir ve çocuk şifa bulur. Daha sonra Habib-i Neccar’a Allah’ı anlatır; meleklerden ve son peygamberden bahseder. Bunun üzerine Habib-i Neccar iman eder ve bu davayı taşımaya söz verir.
Antakya halkının sevdiği bir marangozdur. Halka açılır; Allah’ı, Hristiyanlığı, Hz. İsa’yı (a.s.) ve son peygamber Hz. Muhammed’i (s.a.v.) anlatır. Ancak insanlar ona inanmaz, aksine zulmetmeye başlarlar.
Zulüm dayanılmaz hâle gelince kendini dağlara atar. Adını kendisinden alan Neccar Dağı’nda yaşamaya başlar. İbadetlerini dağın başında, tek başına sürdürür. Ara ara halkın nabzını yoklar, ancak her defasında sonuç hüsran olur.
Sonra Allah, Habib-i Neccar’a yardım etmeleri için iki melek gönderir. Melekler de taşlanır ve Neccar’ın yanına, dağa çıkarlar.
Kın ve öfkeden gözü dönen halk, Habib-i Neccar ve havarilerini öldürmek için peşlerine düşer. Onları yakaladıklarında Habib-i Neccar’ın kafasını keserek dağdan aşağı atarlar. Melekleri de şehit ederek oradan ayrılırlar.
Habib-i Neccar’ın başının, Anadolu’nun ilk camisi olan Habib-i Neccar Camii’nin bulunduğu yere düştüğü ve oraya gömüldüğü rivayet edilir. Meleklerin naaşlarının da aynı yere defnedildiği söylenir.
Aradan yıllar geçer, İslamiyet gelir. Kur’an-ı Kerim’de, Yasin Suresi’nde Habib-i Neccar’dan ve gönderilen elçilerden bahsedilir. Rivayete göre meleklerden birinin adı “Yasin”dir.
Daha sonra naaşların bulunduğu yer tespit edilir ve Anadolu’nun ilk camisi olan Habib-i Neccar Camii inşa edilir. Meleklerin naaşı ve Habib-i Neccar’ın başı bu cami içerisinde türbe olarak anılır. Bedenî Neccar Dağı’nda kaldığı için oraya da bir türbe yapılır.
Efsanelere göre, bedeni başsız bir şekilde yürüyerek Habib-i Neccar Camii’nin olduğu yere gelip yattığı söylenir. Bunu gören halkın iman ettiği rivayet edilir.
Habib-i Neccar, asırlardır bir velî, bir derviş, bir Allah dostu olarak anılmaktadır. İman eden, onurlu ve erdemli duruşlar hiçbir zaman zayi olmaz.
Yasin Suresi, Kur’an-ı Kerim’in kalbidir. İlginçtir ki Antakya da dünyanın merkezinde, adeta kalbinde yer alır. Bu bir tesadüf mü, yoksa Allah’ın sunduğu apaçık bir delil mi? Sizce…


















