Aşırı darbe aldığımız an ve zamanlar olmuştur, mutlaka. Yıpranmamak için bu acıyı hissetmemeyi, bu duyguyu görmezden gelmeyi de tercih ettiğimiz de olmuştur, kimi zaman. Acıdan kaçmak, acının getirdiği dayanılmaz hislerden uzaklaşmak, bize sağlar peki, kendi kimliğimizden uzaklaşmaktan başka?
Derin bir acı yaşadığımızda, bu belki bir haksızlığa uğramak ya da hiç beklemediğimiz birinden yana darbe almak. Kendimizden uzaklaşmayı getirmeli mi ya da odağımızdan sıyrılmayı haklı gösterir mi, bu haksızlığı kendimize neden sebep görelim ki? Biz kendimizi yaşamak varken.
Öyle değil midir ki, bir acı kayıp yaşadığımızda bazen sanki o acı hiç yaşanmamış gibi davranırız. O acı sanki bize hiç uğramamış gibi yaklaşırız. Görmezden gelerek o acıyı yadsırız. Uyuşmuş duygularla hayata sözde tutunmaya çalışırız. Yakınlarınız o acıyı yaşamayı tercih ederken, siz bu sıkıntıyı yok sayarak o acıya duvarlar örerek göz ardında durması için çabalarız. Oysa biz insanlar duygularıyla yaşamayı bilen ve deneyimlenen canlılarız. Bir savunma mekanizması olan bu uyuşma kısa süreli olması halinde iyidir, fakat ilerleyen süreçte bu tepkisizlik kalınlaşırsa ve kemikleşirse kimliğimizin zedelenmesine bir nedendir. Kendi varlığımızı görmezden gelmedir. Öz kimliğimizi göz ardı etmedir. Bizler duygularımızı yaşadığımız sürece varız. Hislerimizi durdurmak bizi duygusuz bir insan olmanın ötesine taşımaz ki!
İnsan cesareti kadar var olabilir. Varlığını anlamlandırabilir. Hayatsa korkakları sevmeyendir ve duygulardan kaçma da cesaretten uzak bir eylemdir. Varlığına gözlerini kapatan da gerçeklerini göremeyendir. İnsan hissettiği, kendi acılarını gördüğü ve kabul ettiği sürece hayatına tutunabilir. Bu sayede odağını bulabilir. Geleceğini görebilir. İleri adımlarını ancak bu şekilde atabilir.
Bir savunma hattı olarak insan bu hissizliğine kitlendiğinde kişi kendi merkezinden uzaklaşmış olur. Duygularını görmezden gelerek kendi varlığına gözünü kapamış olur. Varlığının bir parçasını başka bir kenara bırakmış olur. Çünkü acılarımız da bizi bütünleyenin parçalarıdır. Kendi gerçeğine sadık olmak, varlığımıza sarılmadır. Duygularımızın olduğunu kabul etmek de insan olmanın en değerli yanıdır.
Acıyı bloke ettiğimizde, korkaklığı tercih ettiğimizde, ruhumuzu hislerden uzakta bir yere sürüklediğimizde ve kendimizi sözüm ona acıdan steril bir dünyada var etmeyi sürdürdüğümüzde bir bakmışız ki aslında karşımızda duran biz değiliz. İçimize baktığımızda başka biriyle yüzleşiriz. O acıyla karşılaşacak biri olabilecekken, bu sıkıntıdan kaçmayı tercih edeniz. Dünyaya baktığında gerçeklerden kaçan, sözüm ona kendini korumak adına ruhunu yok sayan, duygularını uyuşturan biri vardır artık, yanında, yanı başında.
Bu savunma tepkisi, kendinizi merkezinizden koparabilir. Evet, belki bir süre için de gereklidir. İyileşme olduğunda uyuşmanın getirdiği hissizlik bilinçten bertaraf edilmelidir. Acılı olduğumuz zamanlarda bu zırh bir süre varlığımızda bulunsa da, kendimize geldiğimizde içsel duygu dünyamıza tekrar geri dönmektir güzeli olan. Kendi benliğimizi yeniden keşfetmektir, farkındalık oluşturan, acının getirdiği duygularla yola devam etmektir, varlığımızı oluşturan.
Hayatımıza dışarıdan bir gözle baktığımızda karşımızda duran kişi siz değilsinizdir aslında, duygularınız donuklaştığında. Yaşantınızda da bazı parçalar da kaybolmaya başlayabilir zamanla. Acı denen gerçeklikte sizin tepkinizde iziniz de yoktur artık ardınızda. Resmin bütününe baktığınızda çizgileriniz silikleşmiş, renkleriniz belirsizleşmiş, resminiz incinmiştir.
Acı yaşandığında o varlığı görülmeli, geçici olduğunda uyuşma kabul edilmeli, korkaklık yerine cesaret benimsenmeli, acıyı bir durak olarak görüp yola devam edilmelidir. Nasıl ki bir başarıda mutluluk yaşanıyorsa, sevindiğimizde neşe dudaklarımıza uğruyorsa, acı olduğunda da bunu yaşamayı da bilmeliyiz. Yavaş bir kayboluştur uyuşma. Hissizleşmedir varlığınıza. Küsmedir duygularınıza. Aldatmacadır hayatınızdaki ruha.
Ruhumuz bütünüyle anlam taşır. Duygularıyla yaşamaya çalışır. Sevinç kadar acı da hayatımızda vardır. Hayat kaçışlarıyla değil, cesaretiyle duranların adlarını tanır. Varlığını bilenlere hayat şansını çağırır.




















