Toplumda kanayan bir yara haline gelen, insanları da ekonomik sıkıntıya sokan, ekonomik külfet oluşturacak bir meseleyi bu ayki yazımda ele almak istedim. Özellikle Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz başta olmak üzere birçok bölgemizde taziye yemekleri verilmektedir. Hem dinî hem de gelenek/görenek yani kültürel olması itibarıyla insanlarımızın bundan dolayı geri adım atamadıklarını, atmak isteyenlerin de toplumdan gelecek baskıdan dolayı susmak zorunda kaldıklarını bilip görüyoruz maalesef.
Taziye yemeklerinin veriliş şekli bölgeden bölgeye, bazen de aynı bölge bile olsa farklılık gösterdiğini görüyoruz. Bazı bölgelerde taziye sahipleri kendileri karşılamak zorunda kalırken, bazı bölgelerde ise kapı komşu, akrabalar taziye sahiplerine üç gün boyunca yemek verdiklerini görüyoruz.
Taziye yemeği aslına bakıldığında güzel bir gelenektir. Lakin bizler bu güzel geleneğin aslını kaybetmesine neden olduk. Bu güzel geleneği çirkin ve kötü bir duruma çevirdik diyebiliriz.
Taziye yemeklerinin temelini İslam dinine baktığımızda -yani öze dönüp baktığımızda-
Bir rivayette “Cafer b. Ebu Talib (ra) öldürülünce, Hz. Peygamber (as) şöyle buyurdu; “Cafer’in ailesine yemek yapıp götürün. Çünkü başlarına kendilerini meşgul edecek bir musibet gelmiştir.” (Ebu Davud, Cenaiz, 25-26)” bu hadis-i şeriften de anlıyoruz ki, İslam dini evinde cenazesi olanın acısından dolayı yemek yapma ve diğer işlerini yapma gücünün olmadığını, komşu ve akrabalarının bunlara kol kanat gererek acılarını bir nebze de hafifletmek için yardımda bulunmasını güzel bir davranış olarak görmüştür. Taziye sahiplerinin uzaktan, şehir dışından gelen misafirlerinin de mağdur olmaması için en azından yemek bile olsa bunların yapılması yardımlaşma açısından uygun görülmüştür. Ölünün akrabaları ve komşularının ölü evine yemek yapıp götürmesi müstehaptır. Müstehap kelime anlamına baktığımızda, İslam fıkhında yapılması kesin olarak emredilmeyen ancak dinen güzel bulunan, tavsiye edilen ve işlendiğinde sevap kazandıran davranışlardır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) zaman zaman yapıp bazen terk ettiği, âlimlerin ve iyi kulların öteden beri yapageldikleri davranışlar diyebiliriz. Taziye yemeğinin özüne kimsenin itirazı yok.
İtiraz ve külfet/ekonomik yük durumuna dönüşmesi, benim de üzerinde durmak istediğim asıl mesele; taziye yemeğini taziye sahiplerinin karşılaması durumu ve taziye yemeklerini taziye sahiplerinden çok, taziyeye başsağlığı için gelen kişilerin taziye yemeklerine iştirak etme durumu. Bölgeden bölgeye, hatta aynı bölgede bulunmasına rağmen kentsel ve kırsal alanlarda bile değiştiğini ifade ettik.
Çok eskiden hatırlarım; küçükken taziyeler evlerin önünde yapılırdı. Tüm taziye sahipleri bir arada bulunurdu. Erkekler dışarıda kurulan taziye yerinde, kadınlar ise evde kurulan taziye yerlerinde taziye ve başsağlığı dileyip giderlerdi. Nüfus bugüne oranla daha azdı. Nüfus artınca taziyelerin şekli de değişmeye başladı. Evler taziyeleri kaldıramaz duruma gelince illerde, mahallelerde, camilerin alt kısmında taziye kabul yerleri yapılmaya başlandı. Böyle olunca da taziye yemeklerinin özünde değişmeler yaşandı. Taziye yemekleri de taziye yemeğinden çıkıp düğün yemeği şeklini aldı. Taziyelere yemek saatinde gelen ve bedava yemek yiyen bir sektör haline dönüştüğünü ifade edebilirim.
Sürekli taziyede bulunması gereken, bir yere taziye yerinden ayrılamayanları sayı ile ifade edersek 50 kişiyi geçmezken, verilen taziye yemek sayısı 350’nin üzerindedir; farklı illerde bu sayının çok üzerinde olduğunu da ifade edebiliriz. Bir arkadaşımın babası vefat etmişti. Taziyesi kaldırılmadan yemek şirketleriyle yemek anlaşması yaptığını, yemeğin ücretini de bankadan kredi çekerek uzun yıllar ödediğini bilirim. Dedim ya, özünden ayrıldık, bid’ata düştük. Sevap yerine günaha girdik diye. İslam’da ölü sahiplerinin, gelen gidenlere yemek hazırlaması mekruhtur, bidattır, Cahiliye adetidir. Cahiliye adetini işlemek ve uygulamak da günahtır. Bir de ölen kişinin varisleri arasında buluğ çağına ermeyen çocuklar varsa, o evde yemek vermek haramdır. Yetim malı yemektir. Bu konuda da cenaze evinde yemek yemekle ilgili hadis; Cerîr b. Abdullah (r.a.) şöyle der: “Biz, cenaze sahiplerinin yanında toplanıp (onların hazırladığı) yemekleri yemeyi, defin sonrası bunu yapmayı Cahiliye âdetlerinden sayardık.” (İbn Mâce, Cenâiz 61; Ahmed b. Hanbel).
Yazımı şu cümle ile bitirmek istiyorum: Cahiliye adetini uygulama. Müslüman kardeşinin acısını paylaş, onun o acısı üzerine başka bir yük de sen ekleme. Ey Müslüman kardeşim, İslam’ın sana gösterdiği yolda yürü. Özüne dön. Yapacakların ibadetlerine bidat karıştırma. Allah’a emanet olun.
Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle.


















