Bu pazar her zamankinden çok farklı geçti. Ben kendimi müziğin ritmine kaptırıp özgürce dans etmek istedim. Tek suçum yaşlı olmak mıydı? Yaşlı olmak kötü bir şeymiş sanki. Hem hiç kimsenin konuşmaya hakkı yok, sonuçta bunu isteyen Tanrı. Ondan daha üstün bir güç tanımadım bu yaşıma kadar. Çocukken her dara düştüğümde dua ederdim. Annem sağ olsun beni çok severdi de inançlı bir gençlik yaşadım. Her korktuğumda o minik ellerim ona yalvarırdı. Hâlâ buruşmuş ellerim Tanrı’ya yalvarır durur.
Yalnız o küstah, genç görünen ruhu moruklaşmış çiftlere hâlâ kızgınlığım geçmedi. Neymiş, ben çok kötü görünüyormuşum; kürküm bile senin pörsüyen ruhundan daha genç durduğundan bana sataştığın. Ama şimdi o kadar kötü şeyin arasında beni en çok mutlu eden şeyler de olmadı değil. Mesela orkestra. Evet ben oyuncuyum hem de çok iyi bir oyuncuyum. Hayat denen sanatı çok iyi kotardım bu yaşa kadar. Son dönemlerde yalpalayınca elimde tuttuğum kürküm yardımcı oldu. Kuş gibi hafifliyorum onu giyince. Ve şimdi saçlarımı toparladım, onu giyinmek için. İşte saçlarımı havaya kaldırıp çemberli tokamla saçlarımı birleştirdim. Yavaşça giyindim kürküm. Hah aynanın karşısına geçtim, çok iyi görünüyorum. Ancak çok garip bir şey oldu. Aynanın yanında birisi var. Sanki onu görüyorum. Gencecik, ipek gibi saçları olan, henüz keçeleşmemiş yumuşacık saçları gözümün önünde beliriyor. Ancak bir terslik olmalı, saçları kıpkırmızı. Oysa gençken bu kadar güçlü değildim ben. Yavaşça yaklaşıyor, elinde taze demlendiği kokusundan belli bir çay var. Yaklaş der gibi işaret ediyor. Ben başlarda korkuyorum tabii; yaklaşırsam geçmişim benim peşimi bırakmaz diye, fakat korkusuzca yaklaşıyorum. İşte oldu, susturamadığım ağlak o ses yerini oldukça coşkulu bir sese bıraktı. Kürkümü büyük bir heybetle giyindim. En şık topuklularımı yaşıma aldırmadan giyindim. Çünkü şıklık için bir yaş sınırının olduğunu düşünmüyorum. Genç Brill ve ben kol kola birlikte o parka tekrar yürüyüş yapmak için çıkıyoruz. Tek bir fark var, bu defa şarkı söyleyen orkestra yok. Yine o genç çift var. Bu defa büyük bir şaşkınlıkla yüzüme bakıyorlar.
Hatta genç kız yanıma gelip:
– Sizin kızın var mıydı? Geçen geldiğinizde kürkünüz ve sizin dışınızda kimse gelmedi buraya.
Elimdeki kürkü havaya kaldırarak:
– Orkestra da yok şu an tatlım. Fakat yine de bizler varız. Hem burası çok sessiz kalmış olmalı. Baksana kuşlar dahi çok isteksiz ötüyor. Haydi kendi orkestramızı yaratalım ne dersin?
Başlarda kız çok isteksiz gibi görünse de sonra sevgilisini de yanına doğru çekerek birlikte dans ettik. Sonra yorulunca vedalaşıp Genç Brill’in üzerindeki kürkü genç kıza hediye ettim. Benim gibi yaşlı bir deliyi mutlu eden bu kürk onun hayatını ne kadar mesut ederdi kim bilir. Hoşça kal küçük kız, hoşça kal Genç Brill.
NOT: Mayıs ayı benim için çok değerli bir ay, zira birçok özel günü bir arada barındırıyor. Daha adil ve insani koşullarda eşit hakların elde edilmesi umuduyla 1 Mayıs İşçi Emek ve Dayanışma Bayramı’nı, onun izinden her zaman ve onun yolunu hiç unutmadan kıymetli bir bayram olan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik Bayramı’nı, tüm İslam Âleminin paylaşmayı pekiştirmesi temennisiyle Kurban Bayramı’nı kutlarım. Sağlıcakla kalın.


















