Hayatımız boyunca birçok farklı insanla tanışıyoruz. Her birinin farklı kişiliklerine şahit oluyoruz. Herkesin geçmişten getirdiği, biriktirdiği, yaşanmışlıkları, hüzünleri, sevinçleri, hayal kırıklıkları, travmaları var. Geçmişten bugüne kadar deneyimledikleri iyi ve kötü olaylar, insanların karakterlerinin oluşmasında etkili oluyor. Yaşadıklarından kendilerine miras kalan kişilik bozuklarının farkında olanlar ve bunu düzeltmeye niyeti olanlar, kişisel çabalarıyla ya da psikolojik destek alarak içinde bulundukları durumdan kurtulabiliyorlar. Tam olarak kurtulamasalar bile, en azından kendilerini anlamaya ve başkaları ile daha doğru iletişim kurabilmeye başlıyorlar. Tabi bir de travmalarının kendisine ve çevresindekilere zarar verdiğinin farkında olmayanlar ya da bunu umursamayanlar, “Ben böyleyim, bu yaştan sonra değişecek değilim ya, herkes beni böyle kabul etsin.” diyenler var. Bu tarz insanlar için yapılabilecek pek bir şey yok. Değişmeye, kendini düzeltmeye gönüllü olmayan birine ne yapılabilir ki? Yapılacak tek şey kendi mental sağlığımız için ondan uzak durmak olabilir.
Karşımıza çıkan insanlarla kurduğumuz arkadaşlık ilişkilerinde de duygusal ilişkilerde de bazen onlara gerektiğinden fazla anlam yüklüyor, gözümüzde büyütüyor ve onları çok fazla önemsiyoruz. Alma verme dengesini kuramıyor ve bazen de hep veren taraf oluyoruz. Karşısındaki kişinin nasıl olduğunu, bir ihtiyacı olup olmadığını, neler hissettiğini, hasta mı, iyi mi, üzgün mü, mutlu mu merak eden, arayıp soran hep aynı taraf oluyor. Diğeri sadece sorulunca cevap veriyor, aranılınca iletişim kuruyor, davet edince gidiyor ve bunun dışında iletişim kurmuyor.
Gerek arkadaşlık ilişkilerinde, gerek akrabalık ilişkilerinde gerekse duygusal ilişkilerde, alma verme dengesini kurabilmek çok önemlidir. Daha çok kıymet veren taraf çoğu kez hüsrana uğrayan taraf oluyor. Sonra bir gün farkına varıyor ki, arkadaşlıkları, ilişkileri, dostlukları sadece kendi çabası ile yürüyor. Aramazsa, arayan soran olmuyor. Kendisi iletişim kurmasa, sanki hiç olmamış gibi yok olup gidecek bir arkadaşlık ya da ilişkinin içinde olduğunun farkına vardığı anın şokunu yaşıyor. Sonra dönüp geçmişe bakınca boşa harcanan zaman ve emeğe acıyor.
Bu nedenle ne tür bir ilişkinin içinde olursak olalım dengeyi kurabilmeli, her şeyde olduğu gibi bunda da abartıdan uzak durmalıyız. Biz bir adım attıysak, karşımızdakinin de bir adım atmasını beklemeliyiz. Beklediğimiz adım gelmezse de, araya mesafe koyabilmeliyiz. Çünkü bazı insanlar gerçekten verilen değeri hak etmiyor ve bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Kendi mental sağlığımızdan biz sorumluyuz. Başkalarının davranışlarını değiştiremeyiz ama kendi davranışlarımızı değiştirebiliriz. Bizim koyduğumuz sınırlar da başkalarının bize nasıl davranacağını belirler.
















