Bir ilişki neden biter?
Bu sorunun cevabı çoğu zaman “aldatıldı”, “anlaşamadılar”, “çok kavga ettiler” gibi cümlelerle açıklanır. Oysa yıllardır insanların hikâyelerini dinledikçe şunu görüyorum: İlişkiler büyük olaylarla değil, küçük ihmallerin birikmesiyle yorulur.
Bir gün içinde söylenmeyen tek bir “Nasılsın?”… Gözlerinin içine bakmadan geçirilen akşam yemekleri… Telefon ekranına ayrılan zamanın, birbirine ayrılan zamandan fazla olması… Dinliyormuş gibi yapıp aslında sadece cevap vermeyi beklemek… İşte mesafeler böyle başlar.
Çünkü insanlar çoğu zaman sevgisizlikten değil, değersiz hissetmekten uzaklaşırlar. Bir insan kendini sürekli eleştirildiği, yargılandığı ya da anlaşılmadığı bir yerde zamanla sessizleşir. Önce konuşmayı bırakır, sonra paylaşmayı, en sonunda da hissetmeyi…
Ve dışarıdan bakıldığında herkes şu cümleyi kurar: “Eskisi gibi değiller.” Aslında değişen sevgi değildir. Değişen, sevginin gösteriliş biçimidir.
İlişkilerde en büyük yanılgılardan biri, karşımızdaki insanın bizim gibi düşünmesini beklemektir. Oysa herkes aynı olaydan farklı anlam çıkarır. Çünkü hepimiz aynı ailede büyümedik, aynı sevgiyi görmedik, aynı yaraları almadık.
Bir kişi sessiz kaldığında huzur bulabilir. Diğeri ise aynı sessizliği terk edilmek olarak algılayabilir. Bir kişi sevgisini sorumluluk alarak gösterir. Diğeri ise güzel sözler duymaya ihtiyaç duyar. İşte tam da burada çatışmalar başlar.
Çünkü insanlar birbirlerini değil, kendi beklentilerini sevmeye başlar.
Yaşam koçluğu yolculuğunda en sık karşılaştığım cümlelerden biri şudur: “Ben her şeyi yaptım ama yine de olmadı.” Bu cümlenin içinde çoğu zaman görünmeyen bir gerçek vardır. Her şeyi yaptığını söyleyen insan, bazen karşı tarafın gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu hiç sormamıştır.
Fedakârlık ile sevgi aynı şey değildir. Kontrol etmek ile ilgilenmek aynı şey değildir. Sürekli çözüm üretmek de her zaman destek olmak anlamına gelmez. Bazen bir insanın ihtiyacı çözüm değil, sadece anlaşılmaktır.
İlişkilerde en zor şey konuşmak değildir. En zor şey, savunmaya geçmeden dinleyebilmektir. Çünkü dinlemek sadece sessiz kalmak değildir. Dinlemek; karşındaki insanın kelimelerinin arkasındaki duyguyu görebilmektir.
“Bana bağırıyor.” demeden önce belki de “Canı yanıyor.” diyebilmektir. İşte empati tam burada başlar.
Bir başka gerçek ise şudur: Hiçbir yetişkin yalnızca bugünkü kimliğiyle ilişki kurmaz. Çocukluğu da onunla gelir. Kırgınlıkları da… Sevilme biçimi de… Terk edilme korkusu da…
Bu yüzden bazen eşinizle değil, onun yıllar önce incinmiş çocuk yanıyla konuşursunuz. Ve o da sizin bugünkü öfkenize değil, geçmişte yaralanmış tarafınıza cevap verir. Bunu fark ettiğiniz gün, birçok kavganın aslında iki yetişkin arasında değil, iki yaralı çocuk arasında yaşandığını görmeye başlarsınız.
Belki de ilişkilerin en büyük düşmanı sevgisizlik değildir. İhmaldir. Varsaymaktır. “Nasıl olsa biliyor.” demektir. Oysa sevgi, ifade edilmediğinde zamanla hissedilmez.
Bir teşekkür… Bir sarılma… İçten söylenmiş bir “İyi ki varsın.” Bazen bir ilişkiyi yıllarca ayakta tutacak kadar güçlüdür.
Bugün kendinize şu soruyu sorun: Ben gerçekten seviyor muyum? Yoksa sevilme ihtiyacımı karşı tarafa mı yüklemeye çalışıyorum?
Çünkü sağlıklı bir ilişki, iki eksik insanın birbirini tamamlaması değil; iki kendini tanıyan insanın birlikte büyümeyi seçmesidir.
Unutmayın… İlişkiler mükemmel insanları değil, emek vermekten vazgeçmeyen insanları sever.
Ve bazen tek bir cümle, yıllardır kapalı duran bir kalbin kapısını yeniden açabilir:
“Seni anlamak istiyorum. Bana anlatır mısın?”

















