Belirsizliğin Değil, “Bilmiyorum” Demenin Hafifliği Üzerine
Bugün günlerden Araf. Araftayım. Uzun süredir bu kelimenin zihnimde taşıdığı o keskin, gri tınıyı başka türlü tartıyorum. Eskiden belirsizlik derdim; adını koyamadığım, zihnimi kemiren, beni köşeye sıkıştıran o dipsiz kuyuya belirsizlik adını verirdim. Oysa şimdi anlıyorum ki belirsizlik, Araftan çok daha başka, çok daha yorucu bir durummuş. Belirsizlikte insan bir sonuca varmaya çalışır, zihin sürekli olasılıklar üretir, ihtimaller arasında ip üstünde yürür gibi, düşmemek için can havliyle çırpınır. Ama şu an içinde bulunduğum yer başka; ne gerideyim ne ilerde. Tam ortada. Tam arafta.
Artık buna belirsizlik demeyi bıraktım. Çünkü bu, “ne yapacağımı artık bilmiyorum” hâli. Gece mi gündüz mü, saat kaç, kaç saat uyudun, ne zaman uyandın… Bunların hepsi silinip gidiyor. Sabah gözünü açtığında o gün ne yapacağına dair zihninde tek bir fikir, tek bir taslak olmaksızın yataktan kalkmak… Sadece nefes alıp yaşamaya devam etmek. Gelecek yok, çünkü yarın bugünün yükünü kaldıramayacak kadar uzak; geçmiş ise çoktan bitmiş, defteri kapanmış.
Geriye sadece “şu an” kalıyor. O da sanki senin elinde değilmiş gibi, kendiliğinden akıp giden bir nehir. Karışık mı? Dağınık mı? Aslında hayır. Zihnin o her şeyi hesaplamaya, her anı kontrol etmeye çalışan o yorucu gürültüsü susmuş sanki. Yerini berrak, saf, hiçbir şey düşünmek istemeyen bir sükûnet almış. Üzerindeki o yılların biriktirdiği görünmez yüklerden arınmış bir zihin… Arada bir geçmişi usulca önüne getirmeye çalışan nefis bile artık yorgun; onunla da kavgalar bitmiş, çekişmeler son bulmuş. “Bitti” deyip geçen, geriye arkasına bakmadan yürüyen bir ruh.
Sanırım bu hal insana ömrün boyunca okullarda, kitaplarda öğrenemeyeceği en derin dersleri veriyor. Biz insanlar, bu fani dünyada onca yılı, onca saati saniyeyi hep bir şeyleri başarmak, bir yere varmak, hayatı çözmek için harcamıyor muyuz? Boşuna kaybedilmiş zamanlar, kaygıyla tükenen anlar… Şimdi ne yapacağından habersiz, sadece nefes alıp verirken fark ediyorum ki; tüm yorgunluklar ne kadar da boşunaymış, artık gerisi O’nun emanetinde. Anı ve sonrasını O’na bıraktım. Hüsn-ü teslimiyet denilen o ince kapı, tam da burasıymış meğer.
“Hiçbir şey bilmeden yaşamak, ‘bilmiyorum’ diyebilmek ne kadar ilginç, ne kadar devasa bir özgürlükmüş.”
Eskiden olsa “Ne çok deneyim kazandık, ne çok şey öğrendik şu hayatta!” diye büyük büyük cümleler kurardım. Şimdi ise büyük cümlelerin arkasına sığınmayı bıraktım. Sadece “hâl” diyorum bu duruma. Adı yok, tarifi yok; sadece yaşanılan ve içinden geçilen bir duruluk. Belki de bir yerlerde, benim gibi duvarın dibine yığılmış, geceleri uykusuz ama içinde tuhaf bir sessizlik taşıyan biri daha vardır. Kelimeleri bulamayan, yaşadığını adlandıramayan… Ona bu satırlardan uzanan ince bir ses olsun isterim bu yazı; yalnız olmadığını, bu Araf’ın bir ceza değil, zihnin en saf arınma odası olduğunu hatırlatan sessiz bir dost fısıltısı.
”Ey yorgun ruh…”
Yaşadığın o yorgunluk, içindeki o derin sessizlik, huzursuzluk ve gaybın perdesi ardındaki “yarın” tedirginliği bize de yabancı değil. Bu yola koyulmuş her yolcunun kalbinden geçtiği hallerdir bunlar.
Allah’ın ipine tutunmaktan başka çare yoktur. Dünya ehlinden yüz çevirip yalnızca O’na yaslanmak, bizim için en güvenli sığınaktır. Geriye kalan her şey birer vehim ve gölgeden ibarettir.
Hiçbir şey gecikmedi; aksine her şey vaktine esirdir. Eğer beklediğin lütuf sana vaktinden evvel verilseydi, o ağır emaneti taşıyamaz, ham kalır ve ziyan olurdun. Pişmek, demlenmek ve sabırla yoğrulmak gerekir.
Büyük ârif İbnü’l-Arabi hazretlerinin buyurduğu gibi:
“Kalbindeki mâsivâyı (Allah’tan gayri her şeyi) boşalt ki, Hak’tan gelecek olan lütuf ve tecellîler ile dolsun.”
Eğer o kap (kalp) hâlâ dünya kaygılarıyla, benlik iddialarıyla ve korkularla doluysa, gelen ezelî nasibi ziyan eder, taşıyamaz.
Şimdi hazırlan; kalbini dünya gürültüsünden arındır ve kendini ezelî ve ebedî akışa, yani Kazâ ve Kadere Rıza Makamı’na teslim et. O, vaadini mutlaka gerçekleştirendir. Sabret ve Sadece O’na yönel.
Selam ve dua ile kalınız…

















