Anomi, bireylerin toplumdaki norm ve değerlerle bağ kuramadığı, kuralsızlığın hakim olduğu veya bireyin hayatında muğlaklığın hakim olma durumudur. Toplumsal normal zayıflar, değersizleşir veya tamamen çöker; bireyler bu hal içerisinde yönsüzleşir ve yabancılaşır. Fransız sosyolog Emile Durkheim tarafından tanımlanan bu kavram özellike hızlı sosyal değişimlerin olduğu dönemlerde ortaya çıkar ve bireylerin varoluşsal konumlarının da başkalaşmasına sebep olur. Her ne kadar anomi kolektif bir düzensizliği tanımlasa da, kolektif olan her şeyin aynı zaman da bireysel sonuçları olduğunu da bilmekteyiz. Emile Durkheim anomi kavramını özellike intiharla ilişkili olarak çokca ele alır. Toplumsal otoritenin insallara yön çizemediği ya da sınırlamanın yapılmadığı zamanlarda intihar oranlarının artışına dikkat çekmiştir. Bunun yanında anominin hakim olduğu toplumlarda bireyler açısından ciddi psikolojik sonuçlarda ortaya çıkmaktadır: depresyon, kaygı ve yabancılaşma gibi.
Anomi, tanımlamaların ortadan kalktığı, toplumsal güvenin işlevini yitirdiği ve haliyle bağ kurarak ayakta kalan insanın, insanlar arası bağların zayıflaması veya kopması nedeniyle bir varoluşsal boşluğun içine düştüğü bir hal. Kişi anomi durumunda yaşamla, geçmiş ve gelecekle olumlu, güvenli bir bağ kuramaz. Geleceğe, insanlara, dünyaya ve dahi insanın kendine yönelik negatif atıfların artması nedeniyle birey, kendini başat bir yönsüzlüğün içinde bulur. Ümitsizliğin hüküm sürmesi, yaşama dair anlam mekanizmalarının işlevini yitirmesi bireyin yaşamla bağını zayıflatacağı için ruhsal problemler yaşamaya başlayacaktır ve bu anlamsızlık, isteksizlik durumunu en belirgin şekilde tanımlayan kavram “depresyon” dur.
Depresyon, Fransızca kökenli bir kelimedir ve Latince “çökertmek, bastırmak” anlamlarına gelen deprimere,depress kelimelerinden türemiştir ve çukur, çöküntü anlamlarına gelmektedir. Toplumsal bağların zayıflaması, değer yargılarının anlamını yitirmesi ve geleceğe dair insanın yön çizmekte zorlanmasının nihai sonucu, çökkünlüktür. Kişi ümitvar bir huşu ile yaşama dönemez ve adımlarını huzurlu bir gelecek için sıklaştırmakta zorlanır. Çünkü anomi durumunda yaşamı tanımlayan yegane kelime, belirsizliktir. Neye, hangi yöne, hangi amaçla adım atılacaktır? Gelecek kişiye bir ümit vaat etmiyorsa, adımların sıklaşması kederi arttırmaktan başka neye yarayacaktır ki?
“Yaşama umutsuzluğu yoksa yaşama aşkı da yoktur.” (Albert Camus)
Nadide bir duruş sergileyen buğday başağının sersemliği ile yoğrulan insan…
Peki yaşam, hiçliğin bağrına yuva yapan bir tırtıl değil de nedir? Kedere doğru atılan her adımda kişi kendi keşif yolculuğuna doğru yönelmiş olmuyor mu?
Alışılagelmiş değer skalalarının yerlerini daha derin sorgulama ile yenilerine bırakma zamanının adıdır, anomi. Evet, birey depresyon tanımlaması ile uğraşa dursun, yaşam ona sebatın sınırlarını göstermeye devam etmektedir. Ümide bulandığımız her anda bir nebzede olsa ümitsizlik yanı başımızda olacaktır. Acaba olur mu korkusu ile attığımız her adımı diri tutan ümit ile karışık korku değilde nedir? Ümidi, ümitsizliğin bağrında yeşertmekten başka ne çare…
“Umut; hiç bitmeyen bir bahar mevsimidir. İçine kar da yağar, fırtına da kopar ama çiçekler hep açar.” (Mevlana)
















