Durgun suları süsleyen, çamurda, topraksız sularda yetişen, hiç lekesi olmayan çiçeklerdir. Yapraklarının üzerindeki mikroskopik çivilerden yüzeyde tutunamayan su damlaları küre şeklini alarak yer çekimi ile kayarken tüm kiri ve tozu da içine hapsedip temizliyor. Çiçekler kendi kendilerini arındırıyor.
Lotus ve Nilüfer genellikle aynı zannedilir ama Nilüfer’in suyun üstünde sakin ve zarif görüntüsü vardır. Lotus çiçekleri ise suyun 20 santim üzerine kadar yükselebilir, göğe uzanır. Nilüfer geniş yapraklarıyla suyun sıcaklığını dengeler ve sudaki canlılara sığınak olur. Tropikal ve ılıman bölgelerdeki göl kıyısı, bataklıklardaki nilüferler çeşitli su canlıları (balıklar, kurbağalar ve böcekler) için ideal bir yaşam alanı oluşturur. Onları hem güneş ışınlarından hem de avcı hayvanlardan korur.
Lotus asil duruşlu bir çiçektir ve saflığı korumanın mümkün olduğunu bize anlatır.
Lotus çiçeği, Nelumbo cinsinden bitkilere verilen addır. Arınma, yeniden doğuş anlamına gelen Lotus, zorluklar karşısında bozulmamayı açıklar.
Çeşitli renkleri olan çiçeğin renklerine göre,
- Beyaz: saflık, arınma,
- Pembe: aydınlanma, bilgelik yolculuğu,
- Kırmızı: derin sevgi ve tutku,
- Mavi: zihinsel farkındalık, bilgi,
- Mor: maneviyat ve asaleti simgeler.
Kültürel semboller olarak, Budizm ve Hinduizm’de ruhun ilahi bilince ulaşması,
Antik Mısır’da güneş, yeniden diriliş, ölümsüzlüktür.
Yurdumuzda en çok, Eber Gölü’nde (Afyonkarahisar), Işıklı Göl (Denizli)’de, diğer sığ göllerde, sulak alanlarda da görülür.
Evde balkonda saksıda yetiştirmek için geniş saksılar, killi toprak ve bol suya ihtiyaç vardır. Geceleri kapanıp su altına batıp gündüzleri yeniden su üstüne çıkıp açması dolayısıyla hayat döngüsünü ifade eder. Birine Lotus çiçeği vermek, zorluklarla başa çıkma gücünü dilemek anlamına gelir.
Açan bir çiçeğin ömrü 3-4 gündür, bitki ise uzun yıllar yaşayabilir. Kış aylarında bitkinin üst kısımları ölür ama havalar ısınmaya başlayınca yeniden yeşerir. Mart veya nisan aylarında ekilir, hazirandan eylüle kadar çiçek açar.
Yoga teriminde, yogada bağdaş kurarak yapılan oturuşa Lotus oturuşu (Nilüfer oturuşu) denir.
Hafif, ferah ve huzur veren bir kokusu vardır. Bu sebeple parfümlerde, oda kokuları ve kozmetikte tercih edilir.
Durgun su, zengin çamurlu toprak ve güneş ışığı temel ihtiyaçlarıdır. Tohumları yıllarca susuz ve canlı kalabilir.
Mitolojide,
- Budizm’de: Buda’nın bastığı her yerde ruhsal uyanışı simgeleyen Lotus çiçeği açtığına,
- Antik Mısır’da: Güneş tanrısı Ra’nın yeniden doğuşu simgeleyen Lotus çiçeğinden doğduğuna,
- Hinduizm’de: Yaratılış Tanrısı Brahman’ın Lotus çiçeğinden doğduğuna inanılır.
Eski Yunan‘da: Herkül’e âşık olan gölün dibinde yaşayan peri, güneş doğunca şafakla yıkanır. Herkül bir gün göle gelir, peri ona doğru yüzer ama Herkül periyi fark etmez ve gölden ayrılır. Buna çok üzülen perinin artık dibe batmayan bir Lotus çiçeğine dönüştüğüne inanılır. Antik Yunan’da genç kızlar Lotus çiçeğini ilahi bir çiçek olarak algılamışlardır.
Türk Kültürü’nde de Lotus çiçeği duvar süslemeleri, duvar halıları, mimaride çok kullanılır.
LOTUS
Papatya değilsin,
Seviyor, sevmiyor diye
Koparmaya kıyamam yapraklarını.
Bir ısırgan otunun içinde saklı kelebek gibisin,
Ruhumu aydınlatan kır çiçeği.
Bakmaya kıyamadığım,
Gözümden sakındığım bir Lotus ışığısın.
……
Mısraları ile başlayan şiirinde Nurullah Sönmez sevdiğini Lotus çiçeğine benzetiyor.
NİLÜFER ÇİÇEĞİ şiirinde Nilüfer Uçuk;
Bütün çiçekler hayat bulurken toprakta,
Nilüfer çiçeği doğdu, durgun suda,
Gölün dibine doğru, kök saldı çaresizce,
Ulaşamadı dibe, kaldı arafta bir çare…
dizeleriyle başlayan şiirinde gölün üstündeki nilüferin güzel kokusunu alarak göle gelen bülbülün ona nasıl hayran olduğunu, karaya taşımak için çok uğraştığını fakat başaramadığını anlatıyor. Gül yaratılınca bülbül nilüferi unutmuş, nilüfer de yalnızlık abidesi olarak durgun suda kalmış.
GÜL çiçeklerin kraliçesi, NİLÜFER de suyun kraliçesidir.

















