Tam da klavyenin başına oturup bu başlığı attığım akşam, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün A Takım hocası İsmail Kartal, yıllar sonra çıktıkları Şampiyonlar Ligi arenasının ilk maçı olan İtalya’nın temsilcisi AS Roma ile Kadıköy’de, kendi evinde berabere kaldığı maçtan sonra basın toplantısında şok bir karara imza atıyordu. Hem de kötü oynamadığı bir müsabakadan sonra…
Sporda beden dili diye bir gerçek var. Yönetici olsun, oyuncu olsun, teknik adam ya da hakem olsun, fark etmez. Saha içi ve saha dışı hareketleri, bu kişilerin kafaları ile kalplerinin çelişkilerini dışa vururken normalin dışında hâl ve tavır sergilemelerine sebep olur.
Stresi ve baskıyı yönetmek her yiğidin harcı değildir. Nasıl ki genç bir sporcu için binlerce kişi önünde eli ayağı tutmuyorsa, onları çalıştıran, yönlendirenlerin maruz kaldıkları sadece bu kadar ile kalmıyor.
Teknik adamlar; takımlarının başına geldikten sonra kendilerini her şeyden sorumlu tutarlar ve farkında olmadan tüm sorumluluk onların olur. Yönetim yanlış transfer yapar, eksik oyuncu alır veya bir demeç verir ve onun bu yükünü daha da taşınmaz hâle getirir. Zaman ilerledikçe bu yük daha da büyür ve taşınamaz hâle gelir ve ilgisiz bir olay ile dışa vurum yaşanır.
Ve beden dili dile gelir…
Oysa bu alanda görev yapan insanların tribün tepkilerine, sosyal medyada, basında yazılanlara ve eleştirilere alışık olmaları lazım ve bunlar geri adım attırmamalı. Tıpkı Filenin Sultanları’nın hocası Santarelli’nin, Avrupa şampiyonluğuna giderken İtalya karşısında setler oynanırken fark açılmasına rağmen krizi iyi yönetmesi ve oyuncuları üzerinde bıraktığı olumlu görüntüyü yansıtan vücut dili gibi…
Onun bu tavrı sadece oyuncularına değil, tribünlere de özgüven yüklediğinden ortaya olağanüstü bir performans çıktı ve üst üste ikinci kez kürsüde Ay-Yıldızlı Kadın Voleybol Takımımız vardı.
Elbette başarıya giden unsurlar bu kadar ile sınırlı değildi. Vargas’ın gücü, Eda’nın aklı, Gizem’in enerjilerinin bütün salonu kapladığını hissetmek zor değildi…
Mesele yönetici ve kenar yönetimlerinin bilgileri değil, mesele inanç sistemi.
Eğer zihinlerde;
“Başaramam.”
“Devam edemem.”
“Bu baskı fazla geliyor.”
gibi düşünceler oluştuysa, tüm bunların üstesinden gelmek için kendilerini zihinsel olarak yeniden yapılandırmaları gerekir.
Vazgeçmek yerine, “Bu seviyede mücadele ederim.” demeli.
Çünkü; İnanç değişirse, davranış değişir. Davranış değişirse, beden dili de değişir.
Çünkü insanların zihinlerindeki algı değişmeden dışarıdakilerin çağrısı yeterli olmaz.
Bunun yerine ilk yapılacak iş, zihinsel reset. Sonra yeniden yapılanma ve sahaya odaklanma…
(İsmail Kartal ve onun yaşadığını yaşayanlar, bunu hissetmeden göreve dönmemeli.)
Tabii ki bu, “akşam yat, sabah kalk, zihnin dağılır” böyle değil. Daha bilimsel ve destekle, sağlıklı formüller ile zihinsel durumlar değişip gelişebilir.
Artık spor dünyası her yönü ile profesyonel. Her ayrıntı ile ilgili bilimsel çalışan ve insan yetiştiren birimler var.
Sadece çalışıp öğrenmek gerekiyor.
















