1983 yılından bu yana çıktığım toplumsal çalışmalarım, 2026’yı yaşadığımız şu günlerde sanki daha da bir hız kazanmış gibi…
Bana göre insan olmanın birinci kuralı bencil olmamaktır…
Paylaşmak ve yardımlaşmaktan daima iyilik, güzellik doğduğuna inananlardanım… Ve kimseyi ayağındaki ayakkabı, üzerindeki elbise ve de cebindeki varlığı ile yargılamayanlardanım…
Kesin olan şu ki, bu duygu ve düşünceler bugünkü ortamda ve toplumsal işleri yürütür, yönlendiren sivil toplum kuruluşlarında görev yapan birçok insanın hedeflediklerinden maalesef çok ama çok farklı…
Toplumsal birlik ve beraberliği sağlamanın en kestirme yolunun geçtiği eğitim, kültür, sanat, sporun her bakımdan sağlık, huzur ve mutluluk olarak da faydalı çalışmalar olduğunu sanırım kimse inkâr edemez.
Bunu bizzat yaşamış biri olarak yazıyorum…
Her ne kadar ara sıra gürültüler, patırtılar olsa da çoğulcu katılımlarla yapılan sportif organizasyonlar her zaman mutlu son ile bitmiş, herkes o son anı hatırlar ve konuşur. Ve hemen ardından gelecek organizasyon konuşulmaya başlanır.
Ülkemizin aşina olduğu imece usulü yardımlaşmalar ile doğup büyüdüğümüz ata topraklarına her fırsatta ziyarete gitme arzumuz ilk tatilde gerçekleşiyorsa, mutlaka altında “Birliktelik ve paylaşma” vardır.
Devlet elinin uzanamadığı ya da birtakım kriterlerden dolayı “nüfus” zora giren ve ötelenen hizmetler, birlikte hareketlenmeyle daha fazla gecikmeden yerine geldiğine bizzat şahit değil miyiz?..
Üreten, projelendirip hayata geçirilen projelerle unutulan pek çok şeyin tekrar geri kazanılmaya başladığını yaşayanlarımız pek çoktur.
En çok da kırsalda yaşadığımız bu yokluk ve ıssızlık serüvenini ortadan kaldırmak ve çabaları ülke geneline yaymak da hep birlikte hareket etmekle büyümez mi?
Şayet yokluklar ve de zorluklar var ise yönümüzü başka çalışmalara çevirmeyi de bilmek gerekir ki…
Dernekleşmek bu yüzden ülkemizde itibar gören bir sivil toplum kuruluşu olarak önümüze çıkıyor… Buralarda görev alan insanların önceliği karşılıksız hizmet olmalı. Elbette bunu uygulayan yöneticiler olduğu gibi, kendi bildiğini okuyanlar ve böyle sivrilmeye çalışanlar da…
Şüphesiz ki başarının yolu kültürel, sportif ve sanatsal faaliyetlerdir. Bunlar en değerlilerinden…
Resmî bir görevim olmasa da Ordu Mesudiyeli Tekin Toklucu olarak 2016 yılında yarı maraton projem ile yöremize hareketlilik yanında tanıtım ve turizm açısından da katkıda bulunduğumu sanıyorum.
Durmadım…
Bireysel olarak yazar ve şairlerimizin olduğunu gördüm, onları tek bir çatı altında toplayarak Kalemin Gücü Mesudiyeli Yazar ve Şairler Platformu’nu kurdum… Ve daha ikinci yılımızda birçok etkinliğe imza atmaya ve üstatlarımızın kitaplarını okurları ile buluşturup dernekler aracılığı ile halkımız ile buluşup söyleşiler düzenlemeye başladık.
Amacımız;
Yaşadığımız coğrafyanın hatıralarını, duygularını, müzik ve kültürümüzün sesini, hafızasını uzaklara iletmek… Dahası;
- Kültürel mirası korumak.
- Dayanışma ve güç birliğini sağlamak.
- Genç kuşaklara rehberlik etmek, onları cesaretlendirmek…
- Toplumsal sorumluluk üstlenme yanında kalıcı iz bırakmayı hedefleyerek yöremize, halkımıza, dolayısıyla ülkemize katkıda bulunmak arzusundayız.
“Ben değil, biz olmanın yolu bu.”
















