Bugün güne yine bir okul saldırısı haberi ile başladık. Manisa Turgutlu’da bir liseye, sabah saatlerinde gelen 15 yaşındaki saldırgan, elindeki av tüfeği ile etrafa ateş etti. Üçü ağır, on bir öğrenci yaralandı. Yakın zamanda İstanbul’da iki ayrı lisede iki öğretmenimiz yine kendi öğrencileri tarafından öldürüldü. Kahramanmaraş’ta 15 Nisan 2026’da gerçekleşen saldırıda da saldırganla birlikte biri öğretmen, 13 kişi hayatını kaybetti ve 13 kişi de yaralandı. Bu yaşananlar filmleri andırsa da maalesef ki gerçek. Artık veliler çocuklarını sabahları okula gönderirken eskisinden daha endişeliler. Eğitim çalışanları da keza hem öğrencileri hem de kendileri için endişeliler. Daha kaç öğrenci, kaç öğretmen benzer bir saldırıya maruz kalacak?
Akıllara öncelikle “Bu çocuklar bu silahlara nasıl bu kadar kolay ulaşıyor?” sorusu geliyor. İkinci olarak da “Bu saldırıları nasıl planlıyorlar ve gözlerini kırpmadan onca insana nasıl ateş ediyorlar?” sorusu. Ayrıca sivil vatandaş nasıl bu kadar kolay ve çok silah sahibi oluyor? Silahı olanların silahları bu kadar uluorta yerlerde, çocukların elinin altında mı duruyor ki istedikleri zaman alıp bir saldırı gerçekleştiriyorlar? Hem de canını birisi sıkmayagörsün, saldırı hemen hazırda bekliyor. Bu kadar kolay, bu kadar olağan mı? Ne ara çocuklar ve gençler bu hâle geldi? Son yıllarda artan bu tarz olayların nedeni ne, diye sorgulamaya başladık. Bunun birçok nedeni var.
Eskiden çocuklar anne babalarının bir bakışıyla, bir sözüyle hizaya gelir, yapmaması gereken davranışı hemen anlar, ona göre davranırlardı. Evde anne baba, okulda öğretmen otoriteydi. Çocuklar aile büyükleriyle bir arada büyürler; dinî, millî ve kültürel değerlerin ışığında yetişirlerdi. Büyükler el birliği ile onların inançlı, vicdanlı, saygılı, vatana ve millete hayırlı birer evlat olmaları için çabalarlardı. O zamanlarda da her şey mükemmel değildi. Çocuklar zaman zaman ezilir ve haksızlığa uğrarlardı. Suçsuz yere, çocuk eğitiminde asla yeri olmaması gereken dayağa maruz kalırlardı. Büyüklerin kızması, hatta bir fiske vurması normal karşılanır, kimse aile büyüklerine, amcalara, dayılara “Neden benim çocuğuma vurdun?” demezdi. O zamanlardaki uygulamanın da doğru olduğu söylenemez. Bazı şeyler gereğinden fazla abartılıyordu ama yine de çocuklar belli bir kontrol mekanizması altında, konu komşu, akraba, öğretmen ve çevredeki tüm büyükler tarafından gözlemlenerek büyüyorlardı.
Günümüzde çocukların neredeyse her istekleri hemen yerine getiriliyor. Aman üzülmesin, aman kırılmasın, aman depresyona girmesin diye istekleri daha ağzından çıkarken gerçeğe dönüşüyor. Hayırdan anlamayan, hayatlarında hiç yokluk görmemiş yeni nesil çocuklar; doyumsuz, azla yetinemeyen, saygısızlığa varan özgüvenleri yüksek ama sorumluluk duygusundan yoksun oldular. Haklarını çok iyi bilen ama sorumluluklarını asla bilmeyen bir grup genç türedi. Hatta abartıp “Ben, siz istediğiniz için dünyaya geldim. O zaman bana bakmak ve her istediğimi yapmak zorundasınız.” diyenler bile var. 70’lerde, 80’lerde doğanlar kendilerini dünyaya getirip bakan, büyüten, emek harcayan ailelerine kendilerini borçlu gibi hissederken günümüz gençlerinin tam tersini hissetmesi tesadüfen olmadı.
Artık çocuklar tablet, telefon ve bilgisayar oyunlarının içine doğuyor. Kendileri de internet ve sosyal medya bağımlısı ebeveynlerin çoğu zaman çocuğunun oyalanıyor olması işine geliyor. Öyle olmasa bile el bebek, gül bebek yetiştirdikleri, evin ve dünyanın hâkimi gibi büyüttükleri çocukları, onların uyarılarına, sınırlamalarına asla kulak asmıyor. Sosyal medyadaki gayriahlaki içeriklere ve bilgisayar oyunlarındaki şiddete sürekli maruz kalan bu gençler ve çocuklar, akşamları da ailece mafya liderlerinin kahraman gibi gösterildiği, bu liderlerin canını sıkanı hemen öldürdüğü dizileri izleyince gerçeklik algısını yitiriyorlar. Böyle şeyler günlük hayattan gibi gelmeye başlıyor. Sıradanlaşıyor.
Peki, ne yapılabilir? Artık dönülmez bir yola girmişiz gibi görünse de bu olumsuzluklarla topyekûn savaşılabilir. Mafya dizileri ve genel ahlaka uymayan diziler kaldırılabilir. Yerine eskiden olduğu gibi aile bağlarının ve mahalle kültürünün öne çıktığı, millî, manevî ve kültürel değerlerin önemsendiği yapımlara yer verilebilir. Gençleri olumsuz etkileyen sosyal medya platformları engellenebilir. Aile eğitimleri verilebilir. Okullarda disiplin yönetmeliği daha ciddi uygulanabilir. Suç işleyen çocuklarla birlikte aileler de cezalandırılabilir ve cezalar caydırıcı olabilir.
Daha güzel günler görmek dileği ile…
















