Hayatımızda bazı insanları gerçekten sevdiğimiz için değil, onları kaybetmekten korktuğumuz için tutarız. Yalnız kalmaktan, alıştığımız düzenin bozulmasından ya da bir daha aynı bağı kuramamaktan korkarız. Bazen de bize iyi gelmediğini bildiğimiz hâlde, geçmişte yaşadığımız güzel anılar nedeniyle bir ilişkiyi sürdürmeye devam ederiz. Oysa bir ilişkinin geçmişte güzel olması, bugün de bize iyi geldiği anlamına gelmez.
Bazen bir başkasını hayatımızda tutmaya çalışırken kendimizi yavaş yavaş kaybetmeye başlarız. Karşımızdaki insan üzülmesin diye istemediğimiz şeylere “evet” der, tepki görmekten korktuğumuz için susar, terk edilmemek için sınırlarımızı esnetiriz. Sevilmek, kabul edilmek ya da değer görmek uğruna kendi ihtiyaçlarımızı ikinci plana atarız. Sonra bir gün kendimize şu soruyu sorarken buluruz: “Ben aslında ne istiyorum?” Çünkü uzun zamandır karşımızdaki insanın ne istediğini düşünmekten kendi sesimizi duyamamışızdır. Sağlıksız bir ilişkinin her zaman büyük bir çatışma ya da açıkça kötü davranışlar içermesi gerekmez. Bazen karşımızdaki insan bize kötü davranmıyor gibi görünür ama onun yanında kendimizi sürekli yorgun, gergin, değersiz ya da eksik hissederiz. Bu nedenle bir ilişkinin bize iyi gelip gelmediğini anlamak için yalnızca karşımızdaki insanın nasıl biri olduğuna değil, onun yanındayken bizim nasıl birine dönüştüğümüze de bakmak gerekir. Kendimiz gibi davranabiliyor muyuz? Duygularımızı rahatça ifade edebiliyor muyuz? Sınırlarımız kabul ediliyor mu? Sürekli veren, anlayan ve idare eden taraf biz miyiz? Bu ilişkinin içinde kendimizi büyümüş mü, yoksa giderek küçülmüş mü hissediyoruz?
Burada en önemli ayrımlardan biri, sevgi ile kendini feda etmek arasındaki farkı görebilmektir. Birini sevdiğimiz için ona destek olmak başka, onun sevgisini veya onayını kaybetmemek için kendimizi tüketmek bambaşkadır. Yardım etmek başka, sürekli kendimizden vazgeçmek başka. Fedakârlık başka, kendimizi yok saymak başka. Bazen iyi bir insan olmakla kendimizi ihmal etmek arasındaki çizgiyi karıştırırız. Oysa kendimizi korumak bencillik değildir. Sınır koymak sevgisizlik değildir. “Hayır” demek kötü biri olduğumuz anlamına gelmez. Bir ilişkiden uzaklaşmak da her zaman karşı tarafı cezalandırmak anlamına gelmez. Bazen sadece kendimize şunu söylemektir: “Ben artık kendime de iyi davranmak istiyorum.”
Bırakmak kolay değildir. Çünkü insan yalnızca bir insanı değil, onunla ilgili ihtimalleri de bırakır. “Belki değişir.” “Belki bir gün beni anlar.” “Belki bu kez farklı olur.” “Belki yeniden eskisi gibi oluruz.” Bizi çoğu zaman ilişkinin kendisinden çok bu ihtimaller tutar. Bir de güzel anılar vardır; birlikte atılan kahkahalar, paylaşılan sırlar, güzel günler, kendimizi gerçekten iyi hissettiğimiz zamanlar… Fakat geçmişte yaşanan güzellikler, bugün yaşadığımız acıyı ortadan kaldırmaz. Bir şeyin güzel başlamış olması, sonsuza kadar devam etmesi gerektiği anlamına gelmez. Bazı ilişkiler hayatımıza kalmak için değil, bize bir şey öğretmek için girer. Bize sınırlarımızı öğretir, ihtiyaçlarımızı fark ettirir, neyi istemediğimizi gösterir. Bazen de kendimizden ne kadar uzaklaşabileceğimizi fark etmemizi sağlar.
Bırakmak her zaman büyük bir kavga ederek ya da bir insanı tamamen hayatımızdan silerek gerçekleşmez. Bazen bırakmak, karşımızdaki insanın değişmesini beklemeyi bırakmaktır. Bize vermediği sevgiyi bir gün vereceğine dair umudu bırakmaktır. Sürekli kendimizi anlatmaya, anlaşılmaya ya da onaylanmaya çalışmaktan vazgeçmektir. Bazen de fiziksel olarak mesafe koymaktır. Çünkü bazı ilişkiler daha fazla konuşarak değil, biraz uzaklaşarak daha sağlıklı bir hâle gelebilir. Bırakmak istediğimiz bir ilişki varsa, önce kendimize dürüstçe bakabiliriz. Bu insanın yanında nasıl hissediyorum? Bu ilişki beni besliyor mu, tüketiyor mu? Kendim gibi davranabiliyor muyum? Duygularım önemseniyor mu? Sınırlarıma saygı duyuluyor mu? Sürekli veren, anlayan ve idare eden taraf ben miyim? Bu insanın sevgisini kaybetmemek için kendimden vazgeçiyor muyum? Ve belki de en önemli soru şu: “Bu ilişki hayatımda olmasaydı, kendimde neyi yeniden keşfedebilirdim?”
Bazen de bir insanı bırakmanın oluşturduğu boşluktan korkarız. Oysa o boşluk, doldurulması gereken bir boşluk olmayabilir. Belki de kendimizi yeniden tanımamız için açılmış bir alandır. Uzun zamandır yapmak istediğimiz şeyleri hatırlamak, kendimize ait alanlar oluşturmak, yeni bir şey öğrenmek, yazmak, üretmek, yürümek, dans etmek, okumak, yalnız kalabilmek, yeni insanlarla tanışmak ve en önemlisi kendimizle yeniden ilişki kurmak bu sürecin önemli bir parçasıdır. İnsan kendine yeniden dönmeye başladığında, hayatındaki ilişkilerin niteliği de değişmeye başlar. Elbette bırakmaya karar verdikten sonra özleyebiliriz. Bir mesaj geldiğinde heyecanlanabilir, eski bir fotoğraf gördüğümüzde geçmişe dönebilir, bir şarkı duyduğumuzda birlikte yaşadığımız günleri hatırlayabiliriz. Hatta bir an için “Acaba hata mı yaptım?” diye bile düşünebiliriz. Fakat birini özlemek, onunla yeniden birlikte olmamız gerektiği anlamına gelmez. Bir anıyı sevmek, o hayata geri dönmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Geçmişimize minnet duyabilir ve yine de geleceğimize başka bir kapı açabiliriz. Geçmişi inkâr etmeden onunla aramıza sağlıklı bir mesafe koyabiliriz. Güzel olanı kalbimizde taşıyıp artık bize iyi gelmeyen kısmını bırakabilmektir.
Hayatımızdan birini çıkardığımızda aslında yalnızca bir insanı çıkarmıyorsunuz. Onunla taşıdığımız bir korkuyu, bir beklentiyi, bir alışkanlığı ya da sürekli kendimizi kanıtlama ihtiyacını da bırakıyor olabiliriz. Geride kalan boşluk ilk başta korkutucu gelebilir. Fakat bazen boşluk bir kayıp değildir. Yeni bir hayatın başlayabilmesi için açılmış bir alandır.
Bazen gitmek, kendimizi yıllardır içinde tuttuğumuz bir yerden çıkarmaktır. Bir başkasının sevgisine, ilgisine, onayına ya da değişme ihtimaline bağlı yaşamaktan vazgeçmektir. Kendi sesimizi yeniden duymaktır. Bazen hayatımızdaki en büyük dönüşüm ilk kez, bütün eksikliklerimizle, korkularımızla ve yaralarımızla kendimizin yanında durmayı seçtiğimizde başlar ve bazı vedalar bir ilişkinin sonu değil, insanın kendisine dönüşünün başlangıcıdır.


















