Bir Eylül sabahından yazıyorum, serin toprak ve kahve kokusunun muhteşem uyumuyla gelen o sakin huzurla yazıyorum…
O ara ara dayanamadığımız sıcakların yerini alan, sabaha karşı üşüyerek sarıldığımız pikenin altında üşümeyi özlediğimiz yerden yazıyorum. Yaprakların sarardığı, dalların kuruduğu, ağaçların uykuya geçtiği, toprak ananın kendini dinlenmeye aldığı yerden yazıyorum…
Gidenlerin dönmediği, kalanların eskisi gibi olmadığı, umutların tükendiği, maskelerin düştüğü, ağlamanın yasak olmadığı yerden yazıyorum…
Bitmeden başlanmayan, bulanmadan durulmayan, dibi görmeden yüzeye çıkılmayan yerden yazıyorum… Her yaranın iz bıraktığı, her izin hatırası olduğu ve bazı yaraların kanamaya devam ettiği yerden yazıyorum…
Hep gidilmek ama bırakıp gidilemeyen yerden yazıyorum, her seferinde “Bu sefer oldu.” deyip olmayan, tekrar başa sarılan yerden yazıyorum. Sobanın üzerinde kaynayan güğümün olduğu, mandalina kabuklarının sıcakta odaya saldığı o muhteşem kokunun olduğu yerden yazıyorum. Gri, kasvetli havanın hastası, yağmurun huzur ve mutluluk verdiği yerden yazıyorum. Yolun yarısının çoktan geçildiği, geri dönsen dönülmeyecek yerden yazıyorum. Olmayacak dualara “âmin” denilen ve umudun hiç bırakılmadığı yerden yazıyorum. Herkesin zaman zaman gelip kendini dinlediği, hüznünü, gözyaşını saklama gereği duymadığı yerden, bir Eylül sabahından yazıyorum.
Serin toprak ve kahve kokusunun muhteşem uyumuyla gelen o sakin huzurla yazıyorum…
İşte tam da oradan. Eylül’ün kalbinden yazıyorum.
Hazan mevsimi derler Eylül’e, aslında yenilenmenin başlangıcıdır. Yenilenmek için dökülür yapraklar, ağaçlar yenilensin diye budanır. İnsan da Eylül’de yenilenir aslında; yazdan kalan o rehaveti atarsın üzerinden, serin havanın verdiği rahatlıkla uyursun, sabah daha dinç uyanırsın. Kahveyi ve çayı daha bir tat alarak içersin. Mis gibi ıhlamur kokar mutfaklar, portakallar, mandalinalar soyulur, evi huzurlu bir koku sarar. Koku çok önemli benim için; güzel kokmalı evim de kendim de. O yüzden severim Eylül ayını, meyveleri ayrı güzel kokar, yemekler ayrı güzel kokar.
Yağmurlu, kapalı, gri, kasvetli havaları sevenlere “Pluviofil” deniliyor. Ben de öyleyim, hava yağmura dönmeye başlayınca huzurlu, sakin, dingin hissediyorum. Yağmur yağdıkça dünya temizleniyor gibi geliyor bana. Bu kadar kirlenmişken dünya temizlenmeye çok ihtiyacımız var.
Şimdi alın çayınızı ya da kahvenizi, geçin pencerenizin önüne, dünyanın yenilenmek için nasıl kabuk değiştirdiğine şahit olalım hep birlikte. Ve ilham alın dünyadan, toprak anadan, siz de kabuğunuzu yenilemeye başlayın. Başlangıçlar zordur ama başlayabilmek, devam edebilmek şifadır. Şifa olsun bu sonbahar hepimize…
Her zamanki gibi;
Sizi, kalbinize ve ruhunuza teslim ediyorum…
İçinizdeki çocukla olan sohbetiniz hiç bitmesin…
Hayatınızın en güzel bölümü çocukluğunuz, en masum yanınız çocukluğunuz; onu sakın ihmal etmeyin…
En güzele emanetsiniz…
Sevgi ve saygıyla…

















