Ey insan, kendi içine bir bak. Yaşamın hızında kendini arıyorsun ama sen yoksun sanki. Bunun sancısını çektiğini fark et. Şimdi dur ve sor kendine: “Ben neredeyim? İhtiyaç sandığım ve peşinden koştuğum şeylerin ne kadarı gerçekten bana ait?”
Her kötülüğü dışarıda arama huyundan vazgeç; “Kötü olan benim,” deme cesaretini göster. İlk önce sana rahatsızlık veren düşüncelerine bak. Kendi düşüncelerini iyiye yorarak yaşamı kucakladığını savunuyorsun, anlıyorum. Tüm gayretinle “İyi insan olmaya odaklanalım,” diyorsun. Oysa “iyi insan olma” arzusuyla kendi içindeki karanlık tarafları bastırma çabası arasında sıkışıp kaldığını fark etmelisin. Kendinde kendini fark edemediğinde, söylemlerin özde bir etki meydana getiremiyor; yalnızca kabuğa odaklanıyor.
Bastırılan Gölgenin Yüzeye Çıkışı
Herkesin kendi kapısının önünü temizlemesi ve kendini düzeltmesi gerektiği çabasındasın. Sadece iyi veya kötü eylemlerde bulunarak bunu başaramazsın; ancak kendi içine dönerek insanın gerçekten yararlanabileceği hakiki bir düzen kurabilirsin.
Sahte ve sana ait olmayan o sürü psikolojisiyle hareket ettiğin her şey, en sonunda senin önüne büyük bir engel olarak çıkıyor. Bastırdığın, çözmediğin, üzerini toprakla örttüğün ve görmezden geldiğin tüm duygu ile düşünceler; günü geldiğinde o toprağı yarıyor ve kendini kaçınılmaz olarak görünür kılıyor.
Sen kaba biri olursan çehren kabalaşacak ve ruhsuz birine dönüşeceksin. İyi anla! İyilik ve kötülük sende bir biçimde varlığını her zaman sürdürecek. Yaşamlarımız, kendi elimizle dikkatlice düzenlenmiş kandırmacalar ve düzenbazlıklarla dolu. Kendini aklama! İnsanların sana kurduğu abartılı tuzaklara düşmeden; kendini içtenlikle dalgın, başkalarının özel yaşamlarına karşı dikkatsiz ve hesapsız biri olarak görüyorsun.
Her zaman geri çekilip bir savunma mekanizması olarak sığınabileceğin bir belirsizlik alanın var. Üzerinde bir şeyleri başarmış ya da başaramamış olmanın baskısını taşıyorsun.
“Bütün bu bastırılmışlık ve kendini var etme sancısı en sonunda nereye varıyor, biliyor musun? Gizli veya açık şiddete…”
Görünmezlik Sancısı ve Şiddet
Şiddeti, sadece bir “suç” işleme aracından ziyade; görünür olma, duyulma ve varlık gösterme çığlığı olarak niteleyebiliriz. Görünmezleşen, özgül ağırlığını kaybeden bireyin sansasyonel bir eylemle dikkat çekme isteği, şiddetin kökündeki görünmezlik sancısının en temel ögesidir.
İnsan, olmak istediği ya da olduğu hâlden memnun olmayı çoktan unuttu. Hep içinde bir tatminsizlik mevcut; sanki öylesine yaşıyor, sıradan ve tekdüze…
Kelebek etkisiyle tüm insanlığı bir kaosun içine çeken ve dünyaya yayılan bu kötülük psikolojisinin etkisi altındasın. Artık hiçbir olaya müdahil olamayan, kendi hayatında bile bir özgül ağırlığı kalmamış birisin.
Ve maalesef tek çözümün şiddet gibi görünüyor. Çünkü kendini normal yollardan ifade ettiğinde sesin duyulmuyor; fakat sansasyonel bir eyleme imza attığında herkesin dikkati üzerine çekiliyor. Oysa yüzleşmediğin her gölge, sadece seni değil, kelebek etkisiyle tüm toplumu o kaçınılmaz yıkıma sürüklüyor.
Bir Yüzleşme Çağrısı
Şimdi dur ve sor: Peki sen bütün bu olup bitenlerin tam olarak neresindesin?
Kendi konumunu ve yapabileceğin şeyler karşısındaki seyirci kalışını dürüstçe tart. Bununla yüzleş ki başkalarının kurduğu düzenin kurbanı veya sürünün bir parçası olmak yerine, kendi bilincinle yeniden kararlar almayı ve kendini baştan keşfetmeyi öğrenebilesin.
















