Geçenlerde çekmecelerden birini karıştırırken küçük bir defter buldum. Ne zaman aldığımı hatırlamıyorum. İlk birkaç sayfasına bir şeyler yazmışım, gerisi boş. Sayfaların arasından yıllar önce tuttuğum kısa bir not çıktı:
“Vakit bulunca yapacaklarım.”
Altında birkaç madde vardı. Okumak istediğim bir kitap, gitmek istediğim bir yer, aramak istediğim bir insan, öğrenmeye niyetlendiğim bir şey… Listeye bakarken fark ettim: Aradan geçen onca yıla rağmen bazıları hâlâ yapılmayı bekliyordu.
Demek ki insan unutmadığı şeyleri de erteleyebiliyor.
“Sonra yaparım.”
Ne kadar kolay söylüyoruz bunu. Bugün olmazsa yarın, bu ay olmazsa gelecek ay, bu yıl olmazsa seneye… Sanki önümüzde hiç eksilmeyecek bir zaman var. Üstelik kafamızdaki o “sonra”da hayat daha düzenli. Daha çok vaktimiz olacak, daha az yorulacağız, işler hafifleyecek, şartlar düzelecek. Biz de nihayet yapmak istediklerimize sıra vereceğiz.
Belki de “sonra”yı biraz bu yüzden seviyoruz. Bizi hemen bir karar vermekten, bir güçlüğü göze almaktan kurtarıyor. Bir şeyi yapmaktan vazgeçmiş sayılmıyoruz; yalnızca zamanını değiştiriyoruz. Böylece hem niyetimizi koruyor hem de başlamanın zahmetini gelecekteki kendimize bırakıyoruz.
Fakat beklediğimiz “sonra” bir türlü gelmiyor. Yarına vardığımızda onun adı bugün oluyor. Biz ise başka bir yarını beklemeye başlıyoruz.
Zamanla ilgili yanılgımız biraz da burada sanırım. Yürüdüğümüz yolun ne kadarını geride bıraktığımızı biliyoruz; önümüzde ne kadar yol kaldığını ise bilmiyoruz. Buna rağmen kimi şeyleri rahatlıkla ileride bir yere bırakabiliyoruz. Sevdiklerimizle geçireceğimiz zamanı bile:
“Bir ara uğrarım.”
“Sonra ararım.”
“Müsait olunca uzun uzun konuşuruz.”
Bazen arıyoruz, gidiyoruz, konuşuyoruz. Bazen de hayat bizden önce davranıyor.
Bir çocuğun “Benimle oynar mısın?” sorusuna verdiğimiz “Birazdan” cevabı, uzun zamandır görmediğimiz bir dosta söylediğimiz “Bir gün oturalım” sözü ya da anne babamızın yanından ayrılırken söylediğimiz “Yine gelirim”…
Bunların hiçbiri söylendiği anda ağır cümleler değil. Fakat zamanın garip bir huyu var; bazı hafif cümleleri yıllar sonra ağırlaştırıyor.
Çocuk büyüyor. Dost başka bir şehre gidiyor. Bir ev boşalıyor. Sofrada bir sandalye eksik kalıyor.
Sonra, bir zamanlar sıradan gördüğümüz bir günü geri alabilmek için neler verebileceğimizi düşünüyoruz. Belki de geçmişi bütünüyle özlemiyoruz. Varken kıymetini yeterince bilmediğimiz birkaç sıradan günü özlüyoruz.
Üstelik yalnızca sevdiklerimizi değil, kendimizi de erteliyoruz. Yıllardır yapmak istediğimiz bir şeyi “Şartlar biraz düzelsin” diye bekletiyoruz. Dinlenmeyi, öğrenmeyi, başlamayı, bazen hiçbir şey yapmadan oturup gökyüzüne bakmayı bile başka bir zamana bırakıyoruz.
Sanki önce bütün meseleler çözülecek, sonra yaşamaya sıra gelecek.
Oysa bir mesele çözülüyor, bir başkası çıkıyor. İşlerin bütünüyle bitmesini beklerken yaşamak istediğimiz hayatın günleri de geçiyor.
Elbette her istediğimizi bugün yapamayız. Geçim derdi, sorumluluklar, yorgunluk bazen günün tamamını kaplar. Bazı kararlar beklemeyi, bazı yollar hazırlanmayı gerektirir. İnsanın her gecikmesini isteksizliğe bağlamak haksızlık olur.
Yine de kendimize sorabileceğimiz bir soru var: Beklediğimiz süre içinde hazırlanıyor muyuz, yoksa yalnızca takvim mi ilerliyor?
Bir yolculuk için para biriktirmek de beklemektir. Öğrenmek istediğimiz bir şey için her hafta biraz vakit ayırmak da. Böyle bir bekleyişin içinde hareket vardır. Bazı niyetlerimiz ise yıllarca aynı cümlede kalır: “Bir gün mutlaka.”
O günün gelmesi için neyin değişmesi gerektiğini bile söyleyemeyiz.
O eski defteri kapatmadan önce listedeki maddelere bir kez daha baktım. Bazılarını yapmıştım. Bazılarını yapmak hâlâ mümkündü.
Bir tanesinin karşısında ise biraz uzun kaldım.
Artık yapılamazdı.
O satıra bakarken “sonra” dediğimiz her şeyin bizi aynı yerde beklemediğini düşündüm. Şartlar değişiyor, insanlar uzaklaşıyor; bazen de bir zamanlar hevesle istediğimiz şeyi yapacak imkâna kavuştuğumuzda o isteği içimizde bulamıyoruz.
Defteri kapattım.
Önümüzde ne kadar zaman olduğunu bilmiyoruz. Ama elimizdekinin adını biliyoruz:
Bugün…

















Emrullah bey emeğine yüreğine sağlık ,içinde olduğumuz zamanı kavramını çok güzel anlatmışsın. Başarılar diliyorum.