Bizim evin kapısı yavaş açılırdı.
Babam akşam eve döndüğünde kapının menteşeleri ince bir ses çıkarır, ayakkabılarını eşiğin yanına bırakırdı. Ceketini askıya asarken annem mutfakta çayı koyardı. Çay kaşığı bardağın kenarına hafifçe değer, sonra ev yeniden durulurdu.
Çocukken bu duruluğun farkında değildim. Ev dediğim şey; kapının sesi, çayın kokusu ve akşam haberleriydi.
Gençliğimde susmayı da pek sevmezdim. Bir fikrim varsa hemen söylemek isterdim. Bazen karşımdaki sözünü bitirmeden cevap vermeye hazırlanırdım. Susarsam eksileceğimi sanırdım. Kendimi anlatmanın tek yolunun konuşmak olduğuna inanıyordum.
Şimdi dönüp o yıllara bakınca en çok sesimi duyuyorum.
Ne garip…
Yıllar sonra kendi sesinden yoruluyor insan.
Bunu bana kimse söylemedi. Bir gün kendi sesim söyledi.
Bir akşam, öfkeyle ayağa kalktım. Kapıyı sertçe çektim, çıktım. Söylediğim cümleyi bugün kelimesi kelimesine hatırlamıyorum. Ama kapının çarpma sesini hâlâ unutmadım. O ses, söylediğim bütün cümlelerden daha uzun yaşadı.
Susmak, konuşmak değildi. İlk zamanlar ondan da kaçtım. Dışarıdaki gürültü kolay sindiriliyordu. İçimdeki ses o kadar kolay değildi. Çünkü o ses bahane kabul etmiyordu. Haklı olduğumu söylediğim her olayın içinden, görmediğim bir pay çıkıyordu. Unutmaya çalıştığım her cümlenin üzerindeki örtüyü kaldırıyordu.
Belki bu yüzden sessizlikten korkuyoruz. Aslında sessizlikten değil, kendimizle baş başa kalmaktan korkuyoruz.
Dedem bunu benden daha önce biliyormuş. Bir akşam ailece oturuyorduk. Büyükler kendi aralarında bir meseleyi konuşuyordu. Herkes sırayla fikrini söyledi. Dedem hiç acele etmedi. Çayından bir yudum aldı. Sobadaki odun hafifçe çıtırdadı. Pencerenin ardında rüzgâr vardı. Odada kimse konuşmuyordu. Sonra dedem tek bir cümle söyledi.
Bugün o cümleyi hatırlamıyorum. Ama ondan önceki bekleyişi hatırlıyorum.
Şimdi etrafıma bakıyorum. Cümleler çok hızlı. Mesaj gönderiyoruz. Sonra saatlerce silmeye cesaret edemiyoruz. Bir kırgınlık birkaç saniyede gönderiliyor. Bir pişmanlık bazen yıllarca taşınıyor.
Bende değişmedim sanma. Hâlâ bazı günler içimde, hemen cevap vermek isteyen biri ayağa kalkıyor. Bazen yine onu dinliyorum. Sonra eve dönerken kendi kendime aynı cümleyi kuruyorum. Galiba insan susmayı bir defada öğrenmiyor.
Geçenlerde çocukluğumun geçtiği eve uğradım. Ev duruyordu. Kapı değişmişti. Pencereler değişmişti. Bahçedeki ağaç büyümüştü. Kapının önünde bir süre bekledim. İçeriden hiçbir ses gelmiyordu. Ama ben yine çay kaşığının bardağa değdiğini duydum.
















