Bir Türk olarak aklımız, bilincimiz, hayalimiz, daha genel tabirle mefkûremiz hep çok geniştir. Bir insan mefkûresi ne kadar genişse o kadar kadîm bir geleneğe sahiptir.
Biz Türkler olarak dünya üzerinde hem milattan önce hem de milattan sonra tarihin akışında, en mühim noktalarda imzasını atmış bir milletiz. Belli başlı bazı yerlerde ve zamanlarda değil, bilakis en can alıcı noktalarda sadece elimizle değil, bütün vücudumuzla o taşın altına girmişiz. Aldığımız kararlar, kurduğumuz devletler, yıktığımız nice nice imparatorluklar ve dünyanın siyasi tarihi hepsine şahittir. Biz varsak eğer bir yerde, kimse yoktur…
Nedir bu dünyanın Türklerden çektiği? Her yerde Türkler…
Geçen bir yârenle muhabbetimizde sınırlarımızla alakalı bir mevzuya gelmiş ve bu sınırları bize kim çizmiş, nedir bu sınırlar diye konuşmuştuk. Ona şunu söylemiştim:
“Sen başkaları tarafından çizilen sınırları görüyorsun, bizim gönül sınırlarımızın sınırı, hudûdu olamaz. Gözle görülen hudûd, gönül hudûdunu yok saymaz. Türklerin bu gönül hudûdu dünyanın her tarafını kapsamaktadır. Türklere kimse sınır koyamaz. Türklere kimse kural koyamaz. Türklere kimse bir adım dahi atma diyemez. O adımı atar, o sınırı geçer, o kuralı çiğneriz. Bunu isyankârlık olarak addedebilirsiniz. Burada sizin olaya nereden baktığınız önemli. Dünyanın kanını emen, kural koyucu zalim devletler tarafından bakarsanız evet, Türkler isyankârdır. Ama hakikat tarafından bakarsanız Türkler daima hakikatin peşinde oldular. Hem İslam’dan önce hem de İslam’dan sonra bunu hep gösterdiler.
Türkler tarih boyunca zalime asla boyun eğmediler. Boyunları eğilmeye başladığı zamanlarda o yorgunlukla yeni bir boyun buldular. Yeni bir lider, yeni bir baş, yeni bir komutan, yeni bir asker…
İşte 29 Ekim 1923 günü Türkler, boyunları yorulduğunda yeni bir omuz, yeni bir baş uğrunda ‘vücut aynı, baş farklı’ olarak tarih sahnesinde varlığına devam etti. Bizi silmek için uğraşan o zalim devletlere göğsünü gere gere ‘Biz buradayız, yok olmayacağız, Anadolu’nun sahibi biziz, dünyanın sahibi de biz olacağız, bütün oyunlarınızı biz bozacağız, bütün zalimliklerinizi biz durduracağız, bütün katliamlarınızı biz keseceğiz!’ diye haykırdık. Bizim devletimizi, Devlet-i Aliyye’yi yıktıklarını zannettiklerinde biz yeniden, tertemiz olarak,
‘Hayır, buradayız.’ dedik. Cumhuriyet’le beraber işte dimdik karşınızdayız dedik. Biz yok olmayız diye haykırdık tüm cihana. Bizi yok etseler başka dertleri kalmayacak. Kimse onlara karışmayacak. Herkes sus pus olacak. Bunu istiyorlar. Ama Türk susmaz. Türk bir bozkurt gibi haykırır ormanın en diplerinde, en puslu havalarda. Evet, sessizliği de bilir, haykırmayı da.
29 Ekim günü bir bozkurt çıktı meydana, arkasına aldı bu milleti, düşmana karşı uludu bir bozkurt gibi. İşte o bozkurt Mustafa Kemal’di.
Mustafa Kemal o gün milletine güvendi. Askerine güvendi. Devletine güvendi. En önemlisi, kendisine güvendi. Türkleri yok sayanlara var olduğunu bir kere daha gösterdi. Zafer yapraklarına bir yenisi daha eklendi.
29 Ekim, Türk’ün zaferlerinin en büyüğüdür. Bu davamızın en kritik noktalarından biridir. Anlayana çok şey anlatır. Sadece şunu bilelim, bunu anladıktan sonra tarihe bakış açınız değişecek:
“29 Ekim’de ilan edilen, Selçuk Bey’in Oğuz Yabgu Devleti’ne karşı bağımsız olup Büyük Selçuklu Devleti’ni kurduğudur.
29 Ekim’de yapılan, Osman Bey’in Anadolu Selçuklu Devleti’ne karşı ilan ettiği bağımsızlığıdır.
29 Ekim’de yapılan, tarihini silmek değil, eskiye düşman olmak değil, o eski kültürle, kadîm kültürümüzle yeni kültürü birleştirip düşmana vurmaktır.
29 Ekim, var olmanın adıdır.
29 Ekim, Türk yumruğunun tarihte izinin kalmasıdır.
29 Ekim, Türk’ün dünyaya vurduğu mühürdür. Mühür isterlerse biz de çok. Tokat isterlerse o da çok.
Sözü uzattıysam hakkınızı helal edin ama ne yazık ki tarihimizin kıymetini bilmiyoruz. 29 Ekim’i hakkıyla kutlamıyoruz. Yere göğe sığdıramamamız lazım bu günü ama maalesef kimden korkuyoruz bilmiyorum.
Son olarak yine aynı şeyi söyleyeceğim, bunu çok iyi anlayın:
Hunlar da bizim, İskitler de bizim, Sümerler de bizim, Göktürkler de bizim, Uygurlar, Bulgarlar da bizim, Karahanlılar, Gazneliler, Harezmşahlar, Memlûklar, Selçuklular, Osmanlılar ve son olarak Cumhuriyet…
Hepsi bizim, arkadaşlar. İsmini sayamadığım nice devletler. Hepsi bizim devletimiz. Daha ne istiyorsunuz?
Türkler bir çam ağacı gibidir, kök ve gövde Türk’tür, dalları ve kozalakları farklı isimlerdir. O yüzden ne diyoruz:
‘Çam da bizim, kozalak da…’
Vesselam…
















