İnsanlık çok kötüye gidiyor.
Galiba bu tespitimi çoğu kişi hakikat bulacaktır. Gerçekten ya hepimiz Allah’ız ya da Allah’sızız.
İnsanlık olarak bütün duygularımızı kaybetmiş görünüyoruz. Yani insan olmanın gerektirdiği duyguları yitirdik. Sevgi, saygı, merhamet, incelik, yani nezaket, letafet, anlayış, empati…
Bütün duygularımız yok oldu gitti. Benliğimizi kaybetmiş durumdayız. Gerçekten biz Allah mıyız? Yoksa Allah’sız mı?
Şöyle bir genel bakın etrafınıza, gözlerinizi açın. Hatta açabilirseniz yüreğinizi bile açmaya çalışın. Bir hata işlediğinizde, bir günaha dûçâr olduğunuzda artık herkes sizi ifşa ediyor. Ortaya çıkarıyor. Bir kere düşme tehlikesi yaşayın, aç kurtlar etrafınızda. Kamerayla bekliyor. Kameranın icadı hiç böyle kutlanmamıştı.
Herkes herkesi ifşalıyor.
Herkes herkesi yargılıyor.
Herkes herkesi suçluyor.
Herkes herkese hüküm veriyor.
Herkes herkese ceza vermeye çalışıyor.
Herkes herkesle savaşıyor.
Hem yargıcız, hem hâkimiz, hem avukatız, hem savcıyız, hem polisiz, bunlar bir şey mi, bir de hem Allah’ız hem Allah’sız…
İnsanlar olarak neden bu kadar fena haldeyiz ve neden bu kadar kötü olmayı becermeye çalışıyoruz? Elimize ne geçiyor, ben şahsen anlamıyorum.
Geçenki yazımda bireyselliğe dokunmuştum. Bireysellik aldı başını gidiyor. Evet, insanlarda kendini beğenmişlik zirvede, başkası tü kaka her zaman ve sadece kendi her şeyin iyisini bilir, karşısındaki hep kötüdür. Kendi hep haklı, etrafındakiler hep haksız. Bütün insanlar böyle düşününce doğal olarak ortaya karışık bir durum çıkıyor. İş arap saçına dönüyor.
Çöz, çözebilirsen…
Yaşamak bu kadar basitken, onu niye zorlaştırıyoruz? Hayat o kadar kolay ki düşmanlıklar, hasetlikler, kin duygusu, ifşalama, arkadaşın bir hataya düşsün, hemen kolları sıvayıp onun hatasını açma, onu tüm âleme gösterme; bunlar olmadan hayat o kadar basit ki…
Allah’ın doksan dokuz isminden bir tanesi de “Settar”. Yani örten demek. Neyi örter? Kullarının, yani hepimizin, yaptıkları günahları. Bizi yaratan bizim günahımızı örtüyor, saklıyor. Aa, olmadı, bu hiç bize göre değil, değil mi?
Biz Allah yerine koyuyoruz kendimizi, herkes böyle yapıyor, kimse kendini kandırmasın, kimse saklanmasın, herkes payına alsın burada yazılanlardan. Gücünüz varsa iliklerinize kadar alın ders, ama yok, nefsiniz bırakmaz. Çünkü şeytan bile Allah’ı tanır, “Sen Allah’sın ama ben sana hep düşmanım. Senin kullarını yoldan çıkaracağım.” der.
Nefis öyle mi? Yok, “Sen sensin, ben benim.” der. O yüzden her nefis kendini Allah yerine koyar. Yani hepimizin içinde bir Allahlık yatar. Haşa, her şeyi biz biliriz. Her şeye biz hâkimiz. Her şey bizim elimizde. Bu dinin sahibi de biziz. Biz ne dersek o olur. Fetvayı da biz veririz, kelleyi de biz alırız. Cennete de biz sokarız. Cehenneme de. Ateş de bizde, su da. İnsanlar günah işler, biz onları yargılarız. Sual melekleri gibi sorguya çeker, hatta yargısız infaz yaparız çoğu zaman. İnfaz da bizde.
Siz yeter ki kucağımıza düşün. Her türlü ceza, ifşa bizde. Yeter ki günah işleyin. Kameralarımızla hazır bekliyoruz. Ağzımız ve dilimizle hazır kıta nöbetteyiz. Günün yirmi dört saatinde her zaman insanlık olarak hatalarınız gün yüzüne çıkarılır, ifşalanır, elaleme anlatılır, ayıplanır.
Peygamber (s.a.v.) ne buyurmuş hadîsinde:
“Kim bir kardeşini günahı sebebiyle ayıplarsa, o günahı işlemeden ölmez.” (Tirmizî, Kıyâmet, 53/2505)
Yok, peygamber de iş bilmiyor, olur mu öyle şey? Bizim işimiz bu, ayıplamak. İnsanları yargılamak. Mevlana ne demiş:
“İnsanların hatalarını örtmede gece gibi ol.”
Mevlana da iş bilmiyor. Bu işin zevki ortaya çıkarmakta. Karşındakini ezmekte, yargılamakta, ayıplamakta.
İnşallah karşıdaki o insan bir gün siz olmazsınız.
Vesselam…
















