Kalben hissederek anlamak, hakikati görerek anlayabilmektir. Anlamak, hissetmekten rücu bulur. Anlamak, hesapla olacak iş değildir.
İnsan aklıselim mahluktur. Anlamak ve anlaşılmak, insanı kâmil olmaktan gelir. Bilmukabele anlamak ve anlaşılmak olmasaydı dünya yaşanabilir bir yer olmazdı. Yüce Allah, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” demişti.
Melekler, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” dediler.
Yüce Allah da “Ben sizin bilmediğinizi bilirim.” dedi. (Bakara Suresi, 30. ayet)
Allahü Teâlâ’nın muhatabı ile şereflenen insandır. Evvela Allah’ı anlamak, O’nun gönderdiği peygamberlere ve kitaplara inanarak telakki etmek gerekir.
Hz. Âdem, eşyanın bilgisiyle donatılarak dünyaya gönderildi. O ki önce dünyayı tasavvur etmeye, sonra Âdemoğlu’na anlatmaya çalıştı. Ondan sonra gelen bütün peygamberler anlatmaya muktedir oldular. Âdemoğlu da anlamaya… Önce kendimizi anlamayla başladık. Sonra etrafımızda olup bitenleri, insanları, yaratılan tüm mahluku, toplumları, ayı, yıldızları, güneşi, gezegenleri, galaksimizi ve evreni anladık.
Âdemoğlu yaratılmışların en şereflisi; eşref-i mahluktur. Öyle ki şeytan, insanın yaratılmasını kıskanmış, kıyamet kopana dek onu yoldan çıkarmak için uğraşacağına dair Allahü Teâlâ’ya yemin etmiştir. Nitekim şeytan, Âdemoğlu’nun iman etmesine ve anladıklarından bir dünya oluşturuyor olmasına nispet etmiştir.
Âdemoğlu için nimetlerin en güzeli, âlemi cihanı temaşa etmek ve anlaşılmak hazzıdır. Yaratılmış mahluklarda bu vaziyet-i hâl yoktur. Bu mümtaz durum insana mahsus olup insaniyetten gelir. Bu sebeple dünyada yaşanabilecek en kötü şey, anlamanın ve anlaşılmanın ölümden sonrasına kalmasıdır.
Peki ya anlamamak nasıl bir yoksunluktur?
İnsan, aklıselim olduğu kadar kalbiselim de olmalıdır. Suret gözdedir, hakikat ise kalptedir. Hakikati hemen bulduğunu sanan yanılabilir. Hakikati anlamak için mana penceresinden bakmak gerekir. İnsan dünyaya bakarken cismaninin ötesinde hissî kabulle bakmalı, gördüğünü aksülamel ile okumalıdır. Hakeza, zekâ tek başına anlamaya kâfi değildir. Öyle ki şeytandaki zekâ kimsede yoktu. Ve kalbin zekâtı da anlamaktır.
İnsan hamdır. Piştikçe çiğliği gider, anlayışı gelişir. Oysa çiğ insan anlamaktan münzevidir. Çiğ insan hâlden anlamaz.
Hem her beden her sırra vâkıf olamaz hem de her beden her sırrı taşıyamaz. Bazı işler de nasiptir. Kalbin nasibi de anlamaktır.
Velhasıl, ümmi cihanın özü anlamaktır. Anlaşılmak da bu deryanın şükrü!



















