Her yeni bir öncesini özletir! Bu böyledir. Filhakika, geçmiş mütemadiyen nezih ve güzelse özlemek kaçınılmazdır.
Bir oda düşünün, evin tüm fertlerinin ortaklaşa paylaştığı müstakil bir oda; her bir köşesinde evin fertleri oturuyor. Sobanın üstünde demli bir çay, közünde patates oturtması, sacın üstünde portakal kabukları buram buram kokuyor. Bir yanda kuruyan çamaşırlar, diğer tarafta yemek hazırlıkları… Üstelik akıllı cihazlar yok kimsenin elinde. Herkes birbiriyle hoşsohbet halinde, oldukça samimi bir ortam.
Özlemle yâd ettiğinizi tahmin edebiliyorum.
Dahası, sokak aralarında top koşturan çocukların güven duygusunu, vefalı komşuluk ilişkilerini, mahalle bakkallarının hayır defterlerini, gençlerin uğruna savundukları davalarını, kadını baş tacı yapanları, sözünün ahdine sadıkları, dizi kanayana koşanları, gözü pekliği, adrese teslim mektupları, sevdasına sahip çıkanları, asker yolu bekleyenleri, müstehcenlik ve çıplaklık karşısında başını çeviren insanları, utanan insanları özlemeyeniniz var mı?
Hakikatten, Allah’ın rızasının gözetildiği, bir elin verdiğini ötekinin bilmediği, adabımuaşeretin yaşatıldığı, helalin haramın bilindiği, korkmazdan korkulduğu, utanmazdan utanıldığı ve edep libasının takınıldığı yılları özlemeyeniniz var mı?
Cevabı siz verin.
Evet, bir zamanlar insanlar birbirine karşı hakiki dost, aile bireyleri birbirlerine fedakâr ve vefalı, komşu komşunun külüne muhtaç, seven sevdiğine özel, kadın hanım, erkek adam, hayatımız mahrem, arsız bile tükürükten korkardı. Ve her ne olursa olsun hicap gecikmezdi.
Peki, bize ne oldu da bu denli kayıtsız, şartsız bir toplum haline geldik? Eskiler bu kadar özlenir oldu?
Bugün maalesef edep mefhumunun bu kadar örselendiği başka bir yüzyıl yok. Utanma duygusunun bu kadar linç edildiği, çağın zorbalığına maruz kaldığı başka bir yüzyıl yok!
Öyle ki kimse kimseye karışamıyor, vazife-i asliyenin vahametini anlatamıyor.
Ahlaksızlık ekranlarda ve medyada reklam ediliyor, sanat ve eğlence altında acımasız ve fütursuzca topluma dikte ediliyor. Ve ne yazık ki edepsizlik, edepli olmanın yanında tecrit ediliyor, kıymet görüyor.
Sokaklar, mahrem alanlarının alaşağı edildiği, İslam ahlakından yoksun, utanç duygusundan mahrum yığınlara dönüştü. Nezaketsizlik, saygısızlık, çığırtkanlık ve çıplaklık özgüven sayılırken, zarif ve güzel olan her şey gibi utanma duygusu hakir ve küçük görülür oldu.
Eşler birbirine, evlatlar anne babaya, aile fertleri birbirine “Benim hayatım, benim bedenim.” diyor. İnsanlar birbirine “Herkesin özgür iradesi var.” diyor. Ailede kişisel tercihleri uğruna birbirine kafa tutmayan insan kalmadı.
Çağın bu işgüzarlığına rağmen bazıları bu vefasız yüzyılın ağırlığını omuzlarında taşırken ötekileştiriliyorlar. Bu zât-ı muhteremler eskilerden bir kesit yaşıyor, ısrarla yeniye direniyorlar. Geriye kalan bir kesim de terkedilmekten ve beğenilmemekten mütevellit kaygılı ve korkak, çağa uyum sağlamakta çareyi arıyor.
Kusura bakmayın demiyorum. Kusura bakın ama önce aynayı kendinize çevirin.
Hakikat hiçbir yüzyılda değişmez. Biz hakikati söyleriz. Alınan alınır üzerine!
İnsanların giysileri, evleri, arabaları tasarımcıları ilgilendirir.
İbadetleri Allah ile olan bağlarını ve amel defterlerini, edepli olmaları ise tüm insanları ilgilendirir. Hepimizi ilgilendirir.
Ez cümle… Edep libasından başka güzel bir giysi yok.
Ve ancak hakiki anlamda İslam ahlakını yaşatıp yaşatıyor olmak bizleri kurtarabilir.

















