“Hayat dediğin ivmesinde zamanın
Zahiri ve batıni,
Bir titrek nefes!
Zaman dediğin dem bu dem,
Evveli ve ezeli,
Aklî kemalde müphem olandır.”
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellâl iken, pire berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, insanoğlu Elesti meclisinde dünyada belli bir zamanda yaşamayı çoktan kabul etmiş olmalıdır ki dünyaya gönderildik.
İnsan zamandan asla münzevi değildir. İnsan, zamanın içinde bir ben’dir. İnsan, zamandan ve mekândan ayrı düşünülemez. O ki Kur’an-ı Azimüşşan’da, ‘O, bütün işleri gökten yere doğru düzenleyip yönetir. Sonra her iş, sizin hesâbınıza göre bin yıl tutan bir günde Allah’ın belirlediği yüce bir makâma yükselir.’ (Secde Suresi, 5. Ayet) denilerek zamanın göreceliği insan bilincine bağlı olduğu ifade edilmiştir.
Zamandan ve mekândan münezzeh olan yalnızca Allah-u Teâlâ’dır. Allah, âlem-i amâ’da kudret ve kadîm sahibi olandı. Bilinmek istediği için âlemleri ve ruhları yarattı. Zamanı ise kâinattan ve maddeden önce yarattı. Velhasıl zaman, Kudret-i İlâhî’nin yaratma sıfatlarından vâki olan, mühim cihette tâli olmayandır. Zaman, Levh-i Mahfuz’dan evvel yaratılan ve ancak sonu Allah’ın takdirinde vuku bulacak olandır. Ve zaman yok olup gitmemektedir. Zaman, geçmişi kayıt etmekte, geleceğe akmaktadır.
Âdem Aleyhisselam’dan itibaren bu telaş yurdunda yaşayan insanoğlunun zamanın gerisinde kalması kabul edilebilir değildir. Nitekim mesul ve müellif olduğumuz gerçeğini dimağımızdan silemeyiz.
Öyleyse evvela insan zamanı kıymetlendirmelidir. Bilakis insan buna mecbur, zamana meftundur. İnsan-ı mahlûk, zamanın ötesinde düşünmek, zamanın deyyumetini idrak etmek zorundadır. Zaman biziz, zaman bizim için.
Peki, nasıl olacak?
İçinde bulunduğumuz zamanı İslami iktisat, içtima, bilim ve siyasi bir doktrin ile yorumlamak gerekmektedir. İslami düşüncenin zamanın gerisinde kalmayacağı, zamanın ötesine ışık tutacağı gerçeğini kabul şarttır. Öyle ki haz, hız, ayartı çağının çelişkili ve cazip müşkülleri, İslami öngörüyü zorunlu kılmaktadır. İslami salahiyet, salt gün içerisindeki vecibelerin zamandaki periyodik akışı olmayıp, zamanın ilerisinde fikirsel ve eylemsel bütünlüğün terkip ve nizamıdır. Aile, topluluk ve devletlerin plan ve programlarının hayata geçirilmesi, zaman mefhumunun istikrarlı kullanılmasını ve zamansallığı icap eder.
Zamanın kendi içinde yasaları, henüz keşfedilmeyen prensipleri vardır. Zamanın uzay-zaman düzleminde mefkûre edinilmesi gerekmektedir. Umumiyetle uzay çağının sunduğu teknolojik gelişmeler ve enformasyon, bilgiye hâkimiyeti gerektirir. Bilgiye hâkim olmak için zamanı diri tutmak, zamanın ötesinde telakki etmek elzemdir. Velhasıl zamansallık, İslami salahiyetin düsturlarında anlam kazanmalı, çağın gereklerinden doğan ilmî ve fennî tetkiklerle beslenmelidir.
Nitekim milletlerin de zamanda küllî ve cüz’î iradeleri söz konusudur. Zaman, uluslar için bir nimettir. Geleceğe intikal edecek uluslar, zaman kavramını telakki edebilen, hem zamanın içinde hem zamanın ötesinde yaşayabilenlerdir.
Zaman bizden içeri, bizden dışarı…

















