Çocuğum Üzülmesin Derken Ona Neyi Öğretiyoruz?
Günümüz ebeveynliğinde sıkça karşılaştığımız bir düşünce yapısı var: İyi bir anne ya da baba olmak demek çocuğunu mümkün olduğunca mutlu etmek, onu ağlatmamak ve hiçbir isteğini karşılıksız bırakmamak demektir. Çocuğunun üzülmesine dayanamayan, bir sorun yaşadığında hemen çözüm üreten ve hayal kırıklığıyla karşılaşmasını engellemeye çalışan ebeveynler, çoğu zaman bunu büyük bir sevgiyle yapar. Ancak bazen sevgiden doğan bu çaba, çocuğun duygusal gelişimini desteklemek yerine farkında olmadan zorlaştırabilir. Çünkü çocuk yetiştirmek, yalnızca çocuğun mutluluğunu sağlamak değil; onun mutsuzluk, öfke, bekleme ve hayal kırıklığı gibi duygularla da baş edebilmeyi öğrenmesine eşlik etmektir. Bir çocuğun her istediğini yerine getirmek, onun her ihtiyacını karşılamak anlamına gelmez.
Ağlamasın Diye Verilen Her Taviz
Bir çocuk istediği bir oyuncak alınmadığında ağlamaya başlayabilir. Ebeveyni önce kararını korumaya çalışır; ancak ağlama uzadıkça çevrenin bakışlarından, çocuğunun üzülmesinden ya da kendisini yetersiz bir ebeveyn gibi hissetmekten rahatsız olabilir. Sonunda oyuncak alınır ve ağlama sona erer. O an için herkes rahatlamıştır. Ebeveyn çocuğunu sakinleştirdiğini, çocuk ise istediğine ulaştığını düşünür. Fakat bu durum tekrarlandığında çocuk, ağladığında veya ısrarını artırdığında kararların değişebildiğini öğrenebilir. Davranışın ardından istediğinin elde edilmesi, aynı davranışın gelecekte tekrarlanma olasılığını artırabilir. Davranış psikolojisinde bu süreç, sonuçların davranış üzerindeki etkisiyle açıklanır. Burada çocuğun bilinçli olarak ebeveynini yönettiğini ya da manipüle ettiğini varsaymak doğru değildir. Çocuklar, çevreleriyle kurdukları etkileşimlerden öğrenirler. Hangi davranışın hangi sonucu doğurduğunu zaman içinde deneyimlerler. Üstelik ebeveynin her seferinde aynı tepkiyi vermemesi, bazen sınır koyup bazen yoğun ağlamanın ardından geri adım atması, ısrarın devam etmesine neden olabilir. Çocuk, isteğinin ne zaman karşılanacağını bilemediğinde tepkisini sürdürmeyi öğrenebilir. Böylece iyi niyetle başlayan bir süreç, ebeveynin daha fazla yorulduğu ve çocuğun sınırlarla daha fazla mücadele ettiği bir döngüye dönüşebilir.
Çocuğun Üzülmesi, Ebeveynin Başarısızlığı Değildir
Belki de asıl mesele, çocuğun neden ağladığından çok, ebeveynin o ağlama karşısında ne hissettiğidir. Bazı ebeveynler çocuklarının üzülmesini kendi yetersizliklerinin bir göstergesi olarak algılayabilir. Çocuğu ağladığında kendisini suçlu hisseder; ona hayır dediğinde kötü bir anne ya da baba olduğunu düşünür. Bazıları kendi çocukluğunda yaşayamadığı imkanları çocuğuna sunmak ister. Bazılarıysa çocuğunun kendisine kırılmasından, sevgisinin azalmasından veya aralarındaki ilişkinin zarar görmesinden korkar. Bu noktada ebeveynlik, çocuğun ihtiyaçlarına eşlik etmenin ötesine geçerek ebeveynin kendi suçluluk duygusunu yatıştırma çabasına dönüşebilir. Oysa çocukların her zaman mutlu olması mümkün değildir. Bir isteğin karşılanmaması, oyunun bitmesi, ekran süresinin sona ermesi ya da beklemek zorunda kalmak çocukta hayal kırıklığı oluşturabilir. Bu duyguların ortaya çıkması, tek başına ebeveynin yanlış davrandığını göstermez. Çocuğun duygusunu kabul etmek ile her isteğini yerine getirmek birbirinden farklıdır. Bir ebeveyn, çocuğunun üzülmesine alan tanırken aynı zamanda sınırını koruyabilir. “Bu oyuncağı şu an alamayacağız. İstediğini biliyorum ve buna üzülmüş olabilirsin. Yanındayım.” demek hem çocuğun duygusunu anlamak hem de verilen kararı değiştirmemek anlamına gelir. Çocuk böylece duygularının kabul edildiğini, ancak her duygunun çevresindeki koşulları değiştirmediğini deneyimlemeye başlar.
Sınır Koymak Sevgiyi Azaltmaz
Sınır koymak çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bazı ebeveynler sınırların çocukta korku oluşturacağını, aralarındaki bağı zayıflatacağını veya çocuğun kendisini sevilmiyor hissedeceğini düşünür. Oysa gelişimsel açıdan uygun, anlaşılır ve tutarlı sınırlar; çocukların ne bekleyeceklerini anlamalarına ve kendilerini daha güvende hissetmelerine yardımcı olabilir. Burada önemli olan sınırın nasıl konulduğudur. Çocuğu korkutmak, aşağılamak, tehdit etmek ya da duygularını küçümsemek sağlıklı sınır koymak değildir. Aynı şekilde çocuğun her tepkisi karşısında sınırları kaldırmak da onun ihtiyaç duyduğu rehberliği sunmaz. Ebeveynin görevi, çocuğun bütün duygularını ortadan kaldırmak değil, bu duygularla baş edebilmesi için ona güvenli bir alan sağlamaktır. Çocuk öfkelendiğinde öfkelenmesine izin verilebilir; ancak öfkesini başkasına zarar vererek ifade etmesine sınır konulabilir. Üzüldüğünde yanında olunabilir; fakat üzüntüsünü sona erdirmek için her isteği karşılanmak zorunda değildir. Çünkü çocuklar yalnızca kendilerine ne söylendiğini değil, zorlandıkları anlarda yetişkinlerin nasıl davrandığını da öğrenirler.
Kusursuz Ebeveyn Değil, Yeterince İyi Ebeveyn
Günümüzde ebeveynler yalnızca çocuklarının temel ihtiyaçlarını karşılamakla kalmıyor; onların gelişimini sürekli desteklemek, her davranışına doğru karşılık vermek ve mümkün olan en iyi koşulları sunmak konusunda da yoğun bir baskı hissedebiliyor. Sosyal medyada karşılaşılan ideal aile görüntüleri, ebeveynlik hakkındaki bitmek bilmeyen öneriler ve çocukların gelişimine ilişkin yüksek beklentiler, bu baskıyı artırabiliyor. Bu koşullarda ebeveyn, çocuğunun her ağlamasını durdurması, her sorununu çözmesi ve hiçbir hata yapmaması gerektiğine inanabiliyor. Ancak kusursuz ebeveynlik gerçekçi bir hedef değildir. Çocukların ihtiyaç duyduğu şey, her zaman doğru karar veren bir yetişkinden çok; ihtiyaçlarını anlamaya çalışan, gerektiğinde sınır koyabilen, hata yaptığında ilişkiyi onarabilen ve tutarlı olmaya gayret eden bir ebeveyndir. Bazen çocuğumuz ağladığında hemen istediğini vermek yerine yanında kalmamız gerekir. Bazen onun yaşadığı hayal kırıklığına dayanabilmek, bizim için de bir gelişim alanıdır. Bazen de kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Çocuğumun ihtiyacını mı karşılıyorum, yoksa onun üzülmesiyle ortaya çıkan kendi suçluluğumu mu yatıştırıyorum?
Bu soruların amacı ebeveynleri suçlamak değil, farkındalık geliştirmektir. Çünkü ebeveynlik yalnızca çocuğun geliştiği bir süreç değildir; yetişkinin de kendisini tanıdığı, kendi sınırlarını ve duygularını yeniden keşfettiği bir yolculuktur. Belki de iyi ebeveynlik, çocuğumuzun hiç ağlamamasını sağlamak değil; ağladığında yanında kalabilmek, her isteğine evet demeden de onu sevdiğimizi hissettirebilmek ve zor duygular karşısında birlikte kalmayı öğrenmektir. Çocuğumuzu hayata hazırlamak, onu hayatın bütün zorluklarından uzak tutmakla mümkün değildir. Bazen en büyük destek, onun yerine bütün engelleri kaldırmak değil; bir engelle karşılaştığında yanında durmak ve kendi gücünü keşfetmesine fırsat vermektir.

















