“İlişkilerde görünmez bir köşe kapmaca vardır. Dağınıklık köşesinde biri varsa düzen köşesi çoğunlukla diğerine kalır. Bir taraf her şeyi kafasına takarken diğer taraf umursamazlığın rahatlığına sığınır. Çocuk konusunda bile benzer bir durum yaşanır; biri rahatladıkça diğeri daha fazla kontrol etmeye başlar.”
Evliliklerde iki tarafın her zaman aynı köşede durduğuna pek rastlamadım. Muhtemelen bu düşünceme itiraz edenler olacaktır. Ancak önce kendimize karşı dürüst olmalıyız.
Burada birbirine benzeyen zevklerden, ortak ilgi alanlarından ya da aynı şeylerden hoşlanmaktan söz etmiyorum. Sözünü ettiğim şey, gündelik hayatın içinde farkında olmadan üstlenilen roller ve zamanla yerleşen davranış biçimleri.
Sizin sorumluluk aldığınız yerde, sorumluluk konusunda kendini çok da yormayan biri vardır. Sizin derleyip topladığınız yerde dağıtan, düzelttiğiniz yerde bozan biriyle karşılaşırsınız. Siz bir şeyleri kontrol altında tutmaya çalışırken onun akışına bırakmayı tercih ettiğini görürsünüz.
Bunun her zaman bilinçli bir karşı koyuş, hatta size karşı geliştirilmiş bir tutum olduğunu düşünmüyorum. Bazen evlilik, iki insanın birbirine verdiği tepkiler üzerinden kendi dinamiğini oluşturur.
Örneğin aşırı kontrolcü biriyseniz, kendinizi çoğu zaman rahatlamanızı söyleyen bir partnerin yanında bulabilirsiniz. Oysa siz uzun uzun düşünmüş, ihtimalleri değerlendirmiş, olası sonuçları hesaplamış ve bütün bunların sonunda önlem almaya çalışmışsınızdır. Karşınızdaki ise sizin bütün bu hesaplarınızdan uzak, anın içinde yaşamayı tercih eder.
Onun rahatlığı sizin kaygınızı, sizin kontrolünüz de onun uzaklaşma isteğini besleyebilir. Bir süre sonra iki taraf da kendi davranışını diğerinin davranışıyla açıklamaya başlar.
Siz, “Ben kontrol ediyorum çünkü o sorumluluk almıyor.” dersiniz. O ise “Ben rahat davranıyorum çünkü o zaten her şeyi kontrol etmek istiyor.” diye düşünür.
Peki, burada kim kimin davranışına sebep olmaktadır?
İlişkilerin en ilginç tarafı da belki tam olarak budur. Bazen birinin boş bıraktığı köşeyi diğeri doldurur. Üstelik zamanla bu paylaşım, iki tarafın da doğal rolüymüş gibi görünmeye başlar.
Bu sonuca nereden vardığımı merak edebilirsiniz.
Tanık olduğum bir çiftin ilişkisinde yıllarca tutumlu olan, eşinin harcamalarını kısıtlayan taraf kocaydı. Kadın ise bu tutumdan rahatsızlık duyuyor, daha rahat harcama yapabilmek istiyordu.
Aradan yıllar geçti. Bu kez erkek harcamaktan çekinmeyen, ekonomik konularda daha rahat davranan birine dönüştü. Yıllarca eşinin tutumluluğundan yakınan kadın ise bu defa eşine fazla harcama yapmaması gerektiğini hatırlatan kişiydi.
Değişen yalnızca ekonomik koşullar mıydı, yoksa ilişkinin içindeki roller de mi yer değiştirmişti?
Benzer örnekleri kıskançlıkta, aşırı kontrol etme davranışında, hatta zaman zaman zorbalığa varan tutumlarda da görmek mümkün. Bir dönem sorgulayan tarafın zamanla sorgulanan, kısıtlayan tarafın kısıtlanmaktan yakınan kişiye dönüştüğüne tanık olabiliyoruz.
Elbette her ilişki aynı şekilde ilerlemez. Her davranışın karşı tarafta bir karşılığı olmak zorunda da değildir. Ancak ilişkilerin birbirini etkileyen, zamanla yerleşen ve bazen iki tarafın da fark etmeden sürdürdüğü döngüler oluşturduğu açık.
Belki de asıl mesele, kimin hangi köşede durduğundan çok, neden hep aynı köşede kalmak zorunda hissettiğidir.
Çünkü bir ilişkinin sağlıklı olması, tarafların birbirinin eksik bıraktığı her alanı üstlenmesi anlamına gelmez. Bazen bir köşeyi doldurmak yerine diğerinin de oraya elini uzatmasını beklemek gerekir.
Evlilik köşeleri boş bırakmaz; ama insan, bir ömür aynı köşeyi doldurmak zorunda da değildir.
















