Öfke, çoğu zaman en görünür duygularımızdan biridir. Yüzümüz kızardığında, sesimiz yükseldiğinde, bedenimiz gerildiğinde kendini belli eder ve çevremizdekiler bunu fark eder. Ancak öfke, görünür olmasının yanı sıra tek başına ortaya çıkan bir duygu değildir. Tıpkı bir buzdağının görünen kısmı gibi, öfkenin altında da fark edilmesi daha zor olan birçok duygu bulunabilir.
Birçok insan üzgün, kırgın, hayal kırıklığına uğramış ya da incinmiş hissettiğinde bunu öfke ile ifade edebilir. Çünkü öfke, diğer duygulara kıyasla daha güçlü görünen bir duygudur. Kırıldığını gösteren insan kendini savunmasız hissedebilirken, öfkelenmek kişiye kontrol duygusu verebilir. Bu nedenle, bazen gözyaşının yerini öfke alır. Öfkenin altında en sık görülen duygulardan biri kırgınlıktır. Değer verdiğimiz insanlar tarafından bize yöneltilen incitici bir söz veya davranış öfkeye neden olabilir. Çünkü “beni üzdü” demek yerine “bunu bana nasıl yapar?” diyerek tepki veririz. Bu durum en çok yakın ilişkilerde ortaya çıkar; çünkü değer verdiğimiz insanlar tarafından incitilmek, en yoğun duygusal yaraları da beraberinde getirir. Öfkenin altında en sık görülen duygulardan bir diğeri ise korkudur. Gelecekle ilgili belirsizlikler, başarısız olma, terk edilme ya da kontrolü kaybetme düşüncesi bazı insanlarda öfke olarak dışarıya atılır. Korku çoğu zaman görülmez, öfke ise görünür olduğu için bir kalkan görevi görür. Özellikle çocukluk döneminde duygularını ifade etme fırsatı bulamayan çocuklar, korku hissini yetişkinliklerinde öfke şeklinde gösterirler. Hayal kırıklığı da öfkenin önemli kaynaklarından biridir. Beklentilerimizin karşılanmaması, emek verdiğimiz bir konuda istediğimiz sonucu alamamak ya da hayatın planladığımız gibi gitmemesi yoğun bir hayal kırıklığı yaşamamıza neden olabilir. Bu duygu zamanla öfkeye dönüşür ve bazen öfkemizin kaynağı kişiler ya da olaylar değildir. Duygularımızı yönlendirmekte zorlandığımız anlarda farklı şekillerde tepkiler veririz.
Daha da detaylı inceleyecek olursak, öfkenin altında değersizlik ve yetersizlik duyguları da bulunabilir. Kendini yeterince iyi hissetmeyen, sürekli eleştirilen ya da kabul görmek için çabalayan kişiler, en ufak olumsuzluk karşısında öfkelenebilirler. Çünkü eleştiri, zaten var olan değersizlik hissine dokunur. Bu durumda kişi aslında öfkelendiği kadar incinmiş de sayılabilir. Psikolojik açıdan bakıldığında, öfke kötü bir duygu değildir. Her duygu gibi öfkenin de işlevi vardır. Bize sınırlarımızın ihlal edildiğini, ihtiyaçlarımızın karşılanmadığını ya da bir şeylerin yolunda gitmediğinin haberini verir. Sorun, öfkenin varlığından ziyade altında yatan duyguların fark edilmemesi ve yalnızca öfkeyle tepki verilmesidir. Bu nedenle, öfkelendiğimiz anlarda kendimize şu soruyu sormakta fayda var: “Şu anda gerçekten ne hissediyorum?” Belki o anda kırgınız, belki korkuyoruz, belki de anlaşılmıyoruz. Öfkenin altındaki duyguyu fark etmek hem kendimizi daha iyi anlamamıza hem de ilişkilerimizi daha sağlıklı bir biçimde ifade etmemize olanak sağlar.
Öfke çoğu zaman son durak değil, bir işarettir. O işaretin gösterdiği yere bakabildiğimiz zaman yalnızca öfkemizi değil, kendimizi de daha derinden tanıma fırsatı buluruz. Unutmamak gerekir ki: “Öfkenin gösterdiği yöne bakabilirsek, çoğu zaman karşımıza incinmiş bir kalp çıkar.”

















