Geçen hafta cumartesi günü park yeri bulamadık İzmir Alsancak’ta. Biz de tesadüfen bir yerde açık park yeri bulunca, bir de yer bulunca girdik, park ettik. Gideceğimiz yerden bayağı bir mesafe uzaktaydık. İzmir Kültürpark da tam önümüzdeydi. Parkın içinden geçelim, hava da güzel, dedik ve girdik parka.
Bir gördük ki kitap fuarı devam ediyor. Yürüdükçe bir çadırda Sinan Akyüz ile göz göze geldik. Okuyucular son kitabı ‘Fidan Hanım’ı ağırlıklı olarak imzalatıyorlardı. Sıra çok uzundu. Ben de sıraya girip, neden mezarlık ziyareti olan bu kitabı yazdığını sormak istedim. Çok kalın, bir o kadar akıcı bir kitaptı. Bir buçuk günde bitmişti ama kitaba giren her karakter tam yerleşmeden ölüyordu. Sıra azalınca geçerim derken köşede Murat Menteş’i gördüm. ‘Tanpınar’a Huzur Yok’ kitabını imzalıyordu. Daha önce ‘Fink’ kitabını okumaya çalışmıştım. Çok heves ediyorum ama anlamıyorum üslubunu. Onun da sırası çok uzundu. Sanki girsem sıraya söyleyebilecekmişim gibi.
Bir sonrakinde Doğu Yücel’i gördüm, yanına gittiğimde kimse yoktu. “Aslında bitti sürem ama imzalayayım size,” dedi. Bana yani. Kitaplarına baktım, hepsini okudum. Yeni çıkan ‘Trol’ kitabını aldım. “Hepsini okudum, bunu okumadım,” dedim. Hatta “Kimdir Bu Mitat Karaman” kitabınızın filmini de izledim ama şanssızlık pandemiye denk geldi,” dedim. Bana böyle bir baktı. O sırada ona veda etmeye Hikmet Hükümenoğlu geldi. “Aaa Hikmet Bey, siz de buradasınız,” dedim. “Oyununuzun ilk gösterisi Fora, Suat Taşer Bostanlı’da oynadı, ona gitmiştim, siz de oradaymışsınız, sonra Instagram’da gördüm,” dedim. Doğu Bey ile Hikmet Bey, benden gelen bu aşırı ilgi ve enerjiden kalakaldılar. “Ben ikinizi de Storytell’den tanıdım, öğrendim, dinledim,” dedim. Hâlâ öyle bakıyorlar bana. Sanki sapık hayran gibi hissettim kendimi. “Haberiniz var dimi, Storytell’de varsınız,” dedim. “Tabii, tabii,” dediler. Neyse, Doğu Bey ile vedalaştık, teşekkürleştik. Oradan ayrıldım. Hikmet Bey’e de gidip kitap imzalatayım derken karşımda kim var?
Ta taaa, Kral Kaybederse dizisinden en sevdiğim Kaşif rolünde oynayan Ömer Duran. Başında da kimse yok mu? Direkt ışınlandım. Nasıl güler yüzlü, gözleri parlayan bir insan. ‘Hayat Neye Benzerse Güzel Olur?’ kitabının adı. Sohbet ettik. İmzalı kitabımı aldım. “Hayat neye benzerse güzel olur?” diye bana sordu. “Bence,” dedim, “hayat Kaşif’in merhametli kalbine benzerse çok güzel olur.”
“Nerede Hikmet Hükümenoğlu?” derken ondan da alacağım ya imzalı kitap, bir baktım ki Mine Söğüt ile sohbet ediyor. Yanlarına gittim ama muhabbetlerini bozmamak için 5 adım uzakta durdum. Tabii biraz önceden Hikmet Bey beni tanıdı. Başıyla selam verdi. Beraber fotoğraf çektirdik. Ortamızda Mine Söğüt. “Kendimi Alice Harikalar Diyarı’nda gibi hissediyorum,” dedim. Çok güldüler ama ben ciddiydim. Teşekkür ettim, vedalaştık. “Ben ne yaşıyorum? Rüyada mıyım?” diye gezinirken… Asıl gideceğimiz yer neresiydi ve biz neredeydik?
Ta taaa, Yekta Kopan. Bir fotoğraf çektik. Devamında Kültürpark’tan çıktık. Bir kafeye gittik, kahve içtik ama “Biz hep kahve içeriz, geri dönelim, bir daha bakalım onlara uzaktan,” dedik. Çok güzel bir gündü.


















