Size de oluyor mu? Hani doğum gününüz yaklaşırken farklı ruh hallerine girmek, geçmişi sorgulamak, anı yaşayamamak, geleceği tasavvur etmeye çalışmak gibi şeylerden bahsediyorum. Klişe tabirle pastadaki mum sayısı arttıkça (ya da yaşımızı gizlemek için sayısı giderek azaldıkça. Anladınız işte canım! Hani sembolik olarak temsili sayıda mum koyarsınız ya… İşte öyle bir şey) sorgulamalarımız da artıyor sanki.
Ben de geçen 9 Nisan’daki doğum günüme sayılı günler kala tam da böyle bir ruh hâline girdim. Geçmişi düşündüm. Nedenini anlayamadığım şekilde biten dostluklarımı (şimdilerde Instagram’da dönen “Birileri hayatınızdan çıktıysa enerjiniz yükselmiştir” gönderileri aklıma geldi), başarısızlıkla sonuçlanan iş girişimlerim (yine sosyal medyada sıklıkla karşılaştığım “Başarısızlık yoktur, öğrenme tecrübesi vardır” mottoları), başlayıp da bitiremediğim yarım kalan bir sürü çalışmalarım, hayallerim, özlemlerim, hedeflerim, haksız rekabet… Tamam tamam sustum 😊
Tabii ki bunca içe dönüş, sorgulama, irdeleme beraberinde haklı veya haksız olmamdan bağımsız bir sürü şikâyet, suçlama ve eleştiri de getirdi. Ve bilin bakalım ne oldu? Tabii ki gün, her zamanki gibi yapmamam gerektiğini bildiğim, yaptıktan sonra da pişman olduğum ve kendimi acımasızca eleştirdiğim şekilde hayat sorgulamalarıma dair bir sosyal medya gönderisiyle son buldu. Evet evet, gönderiyi sildim, merak etmeyin. Müsaade buyurun, anlatayım. Allah’tan kimse kırılmasın diye gönderimi “Sözüm meclisten dışarı”larla, “Buradaki tüm takipçi dostlarımı tenzih ederim”lerle bezemiştim de içim bir miktar rahat uyudum gönderiyi yaptığım gece. İsim vermek de âdetim değildir neyse ki. Eleştirilerimi çoğu zaman örtük yaparım. Yine de sabah kalktım, sosyal medyadaki önerilerin aksine ilk iş elime telefonumu aldım ve gönderimi sildim.
Sosyal medyayla yaşadığım sevgi-nefret ilişkisini beni Hayrendiş yazılarımdan takip eden siz sevgili okurlarım az çok bilir. Defalarca sosyal medya hesaplarımı didikledim. Önce bir şeylere sinirlenip kapadım. Ardından hayattan geri kalıyorum, görünmez oluyorum diyerek açtım. Hesaplarımı yeniden açmamın hemen akabinde dijital minimalistlikle ilgili kitaplar okudum ve tekrar hesaplarımı dondurdum veya sildim. Bu arada birçok eş dost arkadaşın izini kaybettim. Bazı hesaplarım iptal oldu. İstikrarlı bir sosyal medya kullanıcısı olduğum söylenemez. Hesaplarını hiç kapatmayan yaşıtlarım çoluğa çocuğa karıştı, influencer oldu, takipçi patlaması yaşadı, marka oldu… Şaka yapıyorum.
Sık karar değiştiren biri olarak bu doğum günümde farklı bir şey yaptım. Karar almadım. Pastamdaki mumları üflerken dilek diledim. Üflemek âdetim değildir ama “dileme yap, hayal kurma, uyan ve çalış” gibi mottolarla bana gelirseniz çat diye çatlamadan önce “Üff yine mi bu Instagram öğütleri!” diye biraz mızırdanabilirim. Siz şimdi bana ister “boomer”* deyin ister “kill-joy.”* Fakat zaten ortamlarda hiçbir zaman “life of the party”* denilen kişilerden olmadığım için bana işlemez. Kaç yaşına mı bastım? O da bana kalsın 😊
* Boomer: moruk
* Kill-Joy: neşe bozan kimse
* Life of the party: ortamların aranan ismi olmak / girdiği her ortama neşe saçan kimse / sevgi pıtırcığı




















