A Milli Futbol Takımı… Moda ismiyle “Bizim Çocuklar”…
ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklaşa düzenlediği 2026 FIFA Dünya Kupası’na büyük umutlarla katılmamıza rağmen, D Grubu’nu son sırada tamamlayarak turnuvaya erken veda ettik.
Ay-yıldızlılar, ilk iki maçında yaşadığı tarihi bitiricilik krizinin ardından son karşılaşmasında ev sahibi ABD’yi 3-2 mağlup ederek organizasyonu teselli ikramiyesi niteliğinde 3 puanla kapattı.
24 yıllık aranın ardından Dünya Kupası finallerine dönen Türkiye, Arda Güler, Kenan Yıldız ve Hakan Çalhanoğlu gibi majör liglerde mücadele eden elit isimlerden oluşan jenerasyonuyla turnuvanın en çok konuşulan takımlarından biriydi.
Ancak turnuvanın başlama düdüğüyle birlikte, büyük beklentilerin yerini taktiksel kısırlık ve son vuruş felaketi aldı. İki maçlık süreçte hafızalara kazınan “62 şut, 0 gol” istatistiği, Ay-Yıldızlıların Kuzey Amerika macerasının özeti niteliğindeydi.
Sonuç: İstatistiksel üstünlük, skor sefaleti
Türkiye’nin 2026 Dünya Kupası D Grubu’ndaki ilk iki sınavı futbol tarihine geçecek cinsten bir paradoksa sahne oldu. Milliler, Avustralya ve Paraguay karşılaşmalarında rakip kaleleri tam 62 şut yağmuruna tuttu ve genel olarak yüzde 76 gibi ezici bir topla oynama oranı yakaladı. İstatistiklere göre Türkiye, 1966’dan bu yana Dünya Kupası tarihinde iki maçlık bir süreçte gol atamadan en fazla şut çeken takım olarak kayıtlara geçti.
İtalyan teknik adam Vincenzo Montella’nın takımı üçüncü bölgeye kadar topu harika taşıdı ve üretkenlik sorunu yaşamadı; fakat ceza sahası içindeki o bitirici dokunuşu yapacak net bir santrafor profilinin eksikliği, turnuvanın ilk iki haftasında elenmemize mal oldu. Takım savunmasındaki anlık konsantrasyon kayıpları da eklenince, daha son maça çıkmadan bavullar toplanmıştı.
Gruptan çıkma şansını tamamen yitiren A Milli Takım, prestij mücadelesi için çıktığı Los Angeles (SoFi) Stadyumu’ndaki ABD karşılaşmasında gerçek kimliğini buldu. Gruptan lider çıkmayı garantileyen ve rotasyonlu bir kadroyla sahaya çıkan rakibi karşısında geriye düşen milliler, hücumda nihayet şeytanın bacağını kırdı. Auston Trusty’nin golüyle gruptaki son maçında da erkenden geri düşen Milliler, kornerden gelen bir şok yaşadı.10’uncu dakikada ise Arda Güler sahneye çıktı. Real Madrid’in yıldızı Barış Alper Yılmaz’ın pasında 24 yıllık Dünya Kupası gol hasretini bitirdi. 31’de Orkun Kökçü millileri öne geçiren şık vuruşu yaptı. Berhalter ikinci yarının hemen başında skoru dengelerken, turnuvanın bütününde yedek kulübesine demirleyen Kaan Ayhan, alıştığımız bir Türkiye klasiğiyle turnuvadaki tek galibiyeti getirdi. Bu 3-2’lik galibiyet, gruptan çıkmamızı sağlamasa da 2002’den bu yana kazandığımız ilk Dünya Kupası maçı olarak tarihe geçti.
21 yaş 120 günlük olan Arda Güler, ABD’ye attığı golle Emre Belözoğlu’nu geride bırakarak Dünya Kupası tarihinde gol atan en genç Türk futbolcu unvanını kazandı. Montella’nın turnuva boyunca “en büyük gücümüz öngörülemezlik” mantığıyla kurduğu hücum hatları, fiziksel kalitesi ve savunma disiplini yüksek takımlara karşı duvara tosladı.
Arda Güler ve Kenan Yıldız gibi saf yeteneklerin sırtına yüklenen yaratıcılık sorumluluğu, ceza sahasını domine edecek fiziksel bir pivot santrafor veya saf bitiriciyle desteklenmediği sürece bu seviyelerde skor üretmenin ne kadar zor olduğu görüldü. Turnuvaya veda ederken oynanan reaksiyon futbolu umut verse de, bir sonraki turnuvalar için ders çıkarılması gereken en temel nokta, oyun üstünlüğünü skor tabelasına yansıtma becerisidir.
Bir ‘milli’ mesele böylece tamamlandı. Turnuvaya sadece 14 günde havlu attık… Yine de canınız sağ olsun, önümüzdeki maçlara bakalım…
















