Japonya çalışkanlıklarıyla, çokça çalışmalarıyla bilinen bir ülkedir. Çalışmak ve emek harcamak elbette çok güzeldir. Fakat fazlasının olması durumunda ortaya çıkan bir vaziyet vardır. Bu ülkeye yolu düşenlerin karşılaştığı bir durumdur. O da, kafede, sokakta ve hatta metroda uyuyakalan insanları sıkça görmenizdir. Bu da fazla çalışmanın ve aşırı yüklemelerin insanlar üzerinde bıraktığı tortulardır. Bu tortular bazen öyle bir hâl alır ki, Japonya’da bu kişiler aşırı çalışmanın tutsağı olmuşlardır. Dahası, bedensel ve ruhsal rahatsızlıklara davetiye çıkarır bu yoğun çalışma düzeni. Hatta kalp ve damar hastalıklarına sebep olabilmekte ve sonucunda da acı sonu beraberinde getirmektedir. Japonya’da fazla çalışmanın getirdiği bu riskleri yaşayabilmekteler, bu durum ölüme bile sebep verebilmektedir. İşte Japonya’da bu durumu tarif eden bir kelime vardır; Karoshi.
Japonya’da aşırı iş kuvvetine bağlı olarak oluşan bir durum olan Karoshi, Japon iş gücünün beşte birini etkilemektedir. Ve bu aşırı çalışmaya bağlı olarak ölüm riskini getirmekte, kalp ve damar rahatsızlıklarına sebep vermekte, intihardan felç olmaya kadar yüzlerce vakaya rastlanmaktadır. Yapılan bir araştırmaya göre; Japonya’da yaşayan bir birey, ayda 45 saatten fazla çalıştığında kalpte ve beyinde hasarlar oluşabilmektedir. Bu durum ölüm riskini tetiklemekte, ayda 100 saatten fazla çalışma da bu risk oranını yükseltmektedir. Karoshi sendromu diye bilinen, diğer adıyla aşırı çalışmadan oluşan ölüm; uzun çalışma saatleri, işle ilgili stres, kaygı ve iş-yaşam dengesizliği gibi faktörlerden oluşmaktadır. Bazı meslekler, doğası gereği zor olmakta, kronik stresi de beraberinde getirmekte ve bu durum tükenmişliğe sebep olabilmektedir. Üstelik bu aşırı çalışma koşullarından dolayı da insanlarda intihar da gözlenebilmektedir Japonya’da. Bu intiharın bir de adı vardır; Karojisatsu.
Karoshi, sadece bireysel bir dramın dışında, sosyolojik, ekonomik gibi boyutları da bulunmaktadır. Kişi haftada 60-70 saati aşan sürede çalışıyorsa, aşırı stres altında kalıp, aşırı adrenalin ya da kortizol salgılamasına maruz kalıyorsa, bu kişinin kalp riskinde bozulmalar ve damar sertliği de gözlenebilir.
Bu terim köken olarak Japonca olsa da, günümüzde farklı ülkelerde de bu durum yaşanabilmekte ve farklı adlar alabilmektedir. Örneğin; Güney Kore’de çalışma saatlerinin aşırı yüksek olduğu ülkelerden. Aşırı çalışma durumunda oluşan ölümlerde Gwalosa adını almaktadır. Özellikle kargo kuryeleri, teknoloji sektörü çalışanlarında ve buna benzer alanlarda karşılaşılmaktadır. Çin’de ise bu duruma “Guolaosi” adını, batı ülkelerinde ise “tükenmişlik sendromu” adını almaktadır.
Aşırı çalışma kültürü olarak Japonya’ya baktığımızdaysa, insanların günlük yaşamına nüfuz ettiğini görmekteyiz. İnsanlar iş hayatının yoğunluğunda ve koşuşturmasından o derece bitap ve bezgin düşebiliyorlar ki, kafede, sokakta, özellikle metroda otururken ve hatta ayakta uyuyan insanlar görebilirsiniz. Japoncada bu durumu karşılayan terimin adı da İnemuri’dir. Bu terim, insanların tembel olmasından dolayı değil, aşırı yorgunluk yüklendiklerinde oluşan bir uyuma durumudur. Toplum içinde şekerleme yapma hâlidir.
Öyle ki, eğer yoğun çalışma koşullarından dolayı zamanını ve mesaisini aşan Japonlar, gecenin ilerleyen saatlerinde metronun son seferini bile kaçırabiliyorlar. Hatta gece yarısı saat 01.00 gibi evlerine gidecekleri son metroyu kaçırmış olan Japonlar, Kapsül Otel adı verilen yerlerde dinlenmeyi ve bu dar alandaki yerde geceyi geçirip, bu kapsüllerde uyumayı tercih edebiliyorlar. Burası onlar için bir sığınma yeri olarak fayda sağlıyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde taksi binmeyi de tercih etmeyebiliyorlar. Çünkü Japonya’da gece yarısı taksiye binmek de astronomik ücretlendirmeyi beraberinde getirdiği için bu kapsül otellerde konaklamak onlar açısından daha makul bir ücrete tekabül ediyor. Bunun yanında internet kafelerde de uyuyakalan kişilere denk gelmeniz mümkündür.
Bunun yanı sıra, gece geç saatte mesai bitse bile yöneticilerin düzenledikleri iş sonrası toplantılara da katılmaları gerekebiliyor. Bu toplantılara katılmak; gerek sosyalleşmek için, gerekse de göz doldurup terfi almak için ya da iş arkadaşları arasında dışlanmamak için bu tarz toplantılara katılım gerekebiliyor. Yorgun geçen iş saatlerinin üzerine, bir de iş sonrası oluşan toplantıların olması da kişiyi yeterince bitkin bırakması içten bile değildir.
Ofisler akşam saatlerinde çalışmayı bitirse de, binanın ana ışıkları ve havalandırmaları kapatılsa da bu durumu çözmede yeterli olmamaktadır. Sonrasında işlerini flash belleklere yüklemekteler yahut çantalarına evraklarını alarak ya evlerinde ya da kafelerde çalışmaya devam etmektedirler. Dolayısıyla gece geç saatlere kadar çalışan bireyler, son metroyu da kaçırabiliyorlar ve sonrasında da bu kapsül otelleri kendilerine sığınak olarak görüyorlar. Sabahın olmasıyla da tekrardan ofisin yolunu tutmaktadırlar.
Karoshi, kapitalist rekabetin ve sadakat kültürünün insan hayatının önüne geçmesiyle, insanları acımasız ve modernize edilmiş bir tutsaklığın esiri hâline getirmektedir. Zihnin çürütülmesi, beynin sömürülmesi olarak karşılarında bir duvar gibi durmaktadır. Ölümcül çarkın dişlerinde insanların ezilmesi ve insani hayatın değersizleştirilmesidir, Karoshi.

















